Kendimle savaşıp düzeltmeye çalıştığım ve her gün bir yenisini keşfettiğim kötü huylarımı düzeltmek şöyle dursun, çok güvendiğim güzel huylarımın bile ne kadar yetersiz olduğunu farkediyorum zaman zaman.


Özel şeyleri yaşayanın sadece kendimiz olduğunu sanıyoruz. 

Kendimi hep sevgi konusunda çok saygılı bir insan sandım. Bir insanın yaşamını adaması için en güzel şeylerden biri bence sevgi. Böyle düşündüğüm için de insanların sevgilerine sevgililerine eşlerine çok saygı duymam gerektiği düşünülür. 

Ben hiç saygı duymuyorum pek çoğuna.

İnsanların sadece denk geldiği için evlendiği gibi düşüncelerim var. Sürekli karşıdakini idare etmeye kendilerini zorladıklarına inanıyorum. Hatta bu zorlama seneler geçtikçe öyle kuvvetleniyor ki artık sevgi kalmıyor. Günü sıkıntısız tamamlamalarını sağlayacak kadar idare etmeleri gerekiyor. Bi nevi rol yapıyorlar. Herkes aslında sadece kendini düşünüyor. Bir taraf ille buna izin veren ve verici olan taraf olarak kalıyor. Nerde sevgi?

Ben de bilmiyorum. Ben de pek çok kez sadece rol yaptım ilişkilerimde. Bu bi ikiyüzlülük rolü değil. Rahat olamamak. Kendin olamamak ötekinin karşısında. Sevmesine sevgi var. Seviyo musun beni? Ouu Allahına kadar! Ama içime özüme baktığımda yapayalnızlık hissinden, anlaşılamamanın üzüntüsünden başka bir his yok. Sevgi bir yerlerde kenarda köşede atılı kalmış bir his gibiydi içimde. Bu yüzden vazgeçip durdum insanlardan. Ne zaman ki o insanla birlikte yaşamak fikri mümkün görünmedi gözüme. Kendimi de onu da oyalamadan çıktım o rolden.

Belkide insan içindeki sevginin vücut bulmuş halini bulduğunda da birileri için bişeyler geçmiş oluyor. Zaman geçiyor, mekan yanlış oluyor, elin kolun dilin bağlı oluyor. 

Yinede pek çok acı, hiç anlaşılamamış olmaktan daha iyidir. Senelerce bütün derdim anlaşılmaktı. Sevilmekten bile öte bir yoğunlukta. Farkettim ki sıkıntı kendini ifade edememek de değil! Karşıdakilerin anlamaya çaba göstermemesinde. Susup dinlememelerinde. Anlamaya niyeti olmamasında.

Zaman gelip şans verilince anlaşılmana, bir süre sonra hiç konuşmasan bile anlaşılabiliyorsun. 

23 Mayıs 2013 Perşembe

Oku

Son oynanan GS-FB macinda Galatasaraylilarin mac sonunda sevinmesine anlam verememistim. Ertesi gun bi futbolcu aciklama yapti. `Bir sene boyunca cok gerildik cok zor mucadelelerde galip geldik.Yensek de yenilsek de bi stresi daha geride biraktigimiz icin kupa sevincimizi yasamak istedik o kadar da hakkimiz olsun` dedi. Gayet acik net konusmustu. Sevinsinler tabi dedim.. Hincal Uluc`un aptal diye hakaret ederek yaptigi yorumdan cok daha icten ve dogruydu.

Reyhanlidaki patlamada basin hicbirsey yazmayacak cizmeyecek dediler. Ortalik yikildi. Ben sadece neden yazilmadigini arastirdim. Huseyin Celik NTVde soyle guzel bir aciklama yapti. Milletce ne sorduysak cevaplattilar. Akli basinda insanlar icin bu aciklama yeterli geldi. Su gun bile hala -dini ya da siyasi yonunu gectim- insanlik yonu zayif kisiler yazdiklari cizdikleriyle bagiriyorlar. Oyle kulaklarimi tirmaliyor gozlerimi rahatsiz ediyorlar ki karsimda sesimi cikardigimda bile seviyemi dusurecegim bir cingene varmis gibi hissediyorum ve ben onun adina oyle cirkef olmasindan dolayi utaniyorum. Asla dinlemiyorlar asla okumuyorlar senin ne soyledigin ya da olaylarin asli umurlarinda degil sadece anlamak istedikleri bir yerinden tutup bagiriyorlar tekrar tekrar ayni cumleleri..


Tabi bazen okusan da bir yere varamadigin, kizginliginin hic gecmeyecegi konular da oluyor. Hulya Avsar'in 'Akilli kadin dayak yemez' deyip de iki gun sonra esinden gordugu siddet nedeniyle olen kadinin kiligina girip anlamsizca poz vermesi gibi.. Reklamini yapacagi durumlarin bile siniri olmaliydi bence insanin. Iyisi kotusu olmaz mi bilmem ama reklamin en cirkiniydi bu.. Ucunu takip etsek de hicbir yere cikmadi bu haber. Kocaman bi ayip olarak kaldi zihnimizde..

Biraz okumaliyiz, biraz da yorumlamaliyiz okuduklarimizi. Empati yapmayi, anlamayi isteyince cok farkli dunyalar aciliyor. Cogaliyor sevebilecegimiz insanlar, hosgorulu olabilecegimiz konular artiyor. Daha cok seviliyoruz. Ihtiyac duyup tokezledigimizde de bizi anlamaya gayret sarfediyorlar bu defa. Hicbir takimin her zaman yanlis top surmesine imkan yok. Hicbir insanin her konuda hatali olmasina. Hicbir partinin %100 onayladigimiz hareketler yapmasina da. Sadece biraz okumaya anlamaya ve bagirmadan sakince bilgi paylasmaya ihtiyaci var bu memleketin. Tek amaci olaylari haberleri ogrenmek olan insanlara biraz yardimci olun.

23 Haziran 2012 Cumartesi

Anne Yarısı

Bütün dayılar bi zaman toplanıp Almanya'ya giderlerken benim dayımın işi varmış, gidememiş. Dedem de Mısır'da yaşamıyor zaten. Almanyadan gelen çikolatam ve Mısırdaki dedemden kalan mirasım olmayacak yani hiçbir zaman. Ama bari İstanbul'da bi teyzem olsaydı.. Herkesin vardır. Bütün teyzeler İstanbulda toplanmazlar mı..

Çok değil bir ay kadar sonra teyze oluyorum bende inş. Belki benim burda teyzem yok ama güzel kuşumun bi teyzesi daha dogrusu bi annesi de burda olacak. Canı sıkıldıgında yanıma gelecek. Onu ilk ben götürücem İstanbulun her yerine. Belki ben olduğum için sevecek bu şehri. Bütün sırlarını ben bilicem. Belki evli olucam birini sevecek kadar büyüdüğünde. Eniştesiyle ikimiz taktikler vericez ona. İncinmemesini isticem. Bi kafese koysam orada yaşasa hiç canını acıtmasalar keşke diye düşünücem ama ona belli edemicem bunu. Benden hiçbişeyini saklamasın istiyorum. Başı sıkıştıgında annesinin onu anlamadıgını düşündüğü o iğrenç ergenlik dönemlerinde bana sığınsın. Geçer diyim, kendi hikayelerimi anlatayım ona. O benim ona faydam oldugunu sansın ama aslında ben ona muhtaç olayım. Onun varlıgına, bana sığınmasına.. Bütün bu tanıdık yalnızlık hislerine çare bulayım. Arabada hep benim kucaama oturmak istesin. Yüzmeyi ben öğreteyim ona. Yarasını görse bile ağlamamayı öğreteyim. İleride görünmeyen derinlikteki yaralarını sarmayı bilsin böylece.


İlk bisikletini ben almalıyım, ilk matarasını da. Prensesler gibi güzel, tertemiz olmalı benim kızım. Gerçek bi bayan olmayı gösterebilmeliyim. Hanımefendiliği.. Yürüyüp geçtiği zaman zarifliğiyle titretmeli etrafını. Benim sıpalarla çok iyi anlaşmalı. Korumalı kollamalı kardeşlerini. 


Ne olmak istiyorsa o olmalı. Kariyerin ve güzelliğin birgün son bulacağını bilerek yaşamalı. Güzel ahlakın imanlı olmanın kıymetini öğretebilmeliyim. Uuuff o kadar çok görevim var ki. Ablamlara çocuk düşündükleri dönemde Ay ben daha hazır değilim demiştim. Aslında hala değilim sanırım. Umarım beni çok sever. Büyüyüp hayatı anlamaya başladığı zaman onu hayal kırıklığına uğratacağım şekilde görmez beni inşallah.


Adını her ne kadar ben koyamamış olsam da annen sayılırım güzel Beraam. Seni hasretle bekleyen ürkek teyzene merhaba de bakalım.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Kalan Sağlar Bizimdir

Yıllardır televizyon izlemiyorum. Evimizdeki kanallar da bozuldu zaten. Teknik servis bile çağırmıyoruz umrumuzda olmadığı için. Ben diziciyim.

'Keyif yapmak' terimi benim için dostlarla kahve içmek değil. Kimsede ölmedi benimle kahve içmek için. Keyif çayı diye bi kavramı hele hiç bilmem. Zaten yanında bişey yemiyorsan çay neden içilir anlamıyorum. Keyif yapmak benim lugatımda tek başıma dizi izlemek. Tıkınacak üç beş şey olsun önümde, açayım dizimi de benden mutlusu yok. Ama şu iki gıdım huzuru bile yakalayamaz oldum!

4400, Lost room ve 100 questions gibi harika dizileri yarısında yayından kaldırdılar. Prison, Lost, Dr.House bitti. Revenge ve Ringer'ı keşfettik geçenlerde. Revenge uyuz uyuz bi sezonu bitiremedi. Yüz tane senarist, tek işleri dizideki kızı neler beklesin sorusunu düşünmek. Onu bile beceremiyorlar 7 günde. Ringerdan gına geldi artık kimse ölmeden etmeden ekşın yaratmaya çalışıyorlar. Azıcık öldürürsün karakterleri şöyle önemsizlerinden bir iki. Böyle dizi olmaz! Once Upon A Time harika bir fantastik dizi. Dr.House'tan Cameron oynuyo diye başlamıştım. Ama oda iğrenç bi final yaptı. Yinede izlicez 2.sezon başlayınca napalım..

Big bang theory'e başladığım zamanı hatırlıyorum. 5 sezonluk harika bir diziyi 5.sezonunda keşfetmek müthisti! Yüzlerce bölüm vardı her akşam 5-6 bölüm izliyordum. Ama onuda yedim bitirdim işte!

How i met your mother'ı izliyorum 7 sezondur. Robin'in yatmadığı karakter kalmamasına rağmen hiç bıkmadım henüz.


Awake hastasıyım! Alcatraz benim nezdimde çok zayıf bi dizi. Two and a half man'de Ashton Kutcher'ın ne işi var? Dexter fazla psişik işi. Desperate Housewives'ın Türk versiyonu çıkınca tiğsindim. Entourage'in konusu zayıf. Suburgatory içimi kuruttu. Lie to me ilgi çekici konusu itibariyle ama her bölüm agızdan yüzden bi mimikle sonuca gelmeleri bir süre sonra sıkıyor. Monk güzel ama çok obsesifliğe itiyor insanı. Yinede diş fırçamı sıcak sulu bardakta bekleterek temizleme alışkanlığımı ordan kazandım hakkını yememek lazım. Touch yeni ve güzel konulu bir dizi. Ama 11 yıldır babasına sarılmayan çocuk ilk bölümün sonunda şeytan dürtmüş gibi sarıldı ya bi soğukluk geldi. Bişey umamadım diğer bölümlerden.

Bide bu nikitalar çikitalar neden var hiç anlamıyorum. Açık dizi açıp izlicek adam bi bölüm izler kapatır. Kimse haftalarca göt göbek takipçisi olmaz. Aynı göt aynı göbek bide nihayetinde. Aç birinci bölümü gör. Ne bekliceksin sezon sezon..

Flash forward, Fringe, Gossip girl, Heroes.. Neden izlemeyi kestiğimi anlayamadığım içime sinmeyen dizilerden birkaçı. Sadece bir bölümünü izleyip bıraktığım dizileriyse hatırlayamıyorum şu an.

Yalnız Dr.House'un bitişi ve sezon sonlarının gelmesiyle bende bir dizi arayışı başladı tekrardan. Ya bu House ne izliyordu dizide habire diye düşündüm düşündüm. Doctor'lı bişeydi dedim Doctor who'yu açtım oturdum. O nası bi dizidir?! O ne saçma sapan bir kurgu konu kıyafet makyaj. 5 sezondur devam ediyormuş dedim herkes hata yapabilir dedim. 2.bölümü de açtım. Bütün keyif yapma hayallerim abur cuburlarım zehir oldu bana. Parmaamı çıkarmıştım zaten geçen hafta. Koca evin temizliğini, dağ gibi ütümü fln yaptım o parmakla da o an keyfim bozulunca bi ağrıdı bi ağrıdı kopasıca parmak.

Başka bi hobi edinicem!

Bu yazının Vol.1 ve Vol.2'sini okuduunuzu varsayarak devam ediyorum. Vol.3 hiçbi zaman olmayacak sanmıştınız değil mi? Ben bile kendimden beklemiyordum artık tanıdık görmeyi..


Kütahyada eskiden aile dostumuz olan bir ailenin oğlunu,iş yerimin yanındaki benzin istasyonunun restoranında gördüm. Çocukla tam ciddi bir iş yemeğinin ortasında ağzına götürdüğü makarnasının yarısı ağzının dışında kalmışken göz göze geldik. Pek hoşlaştığım bi insan değildi. Ablasını da sevmezdim zaten. Güzel oldu böyle salyalı görmem. Kendisinin bu yazıyı okuma ihtimali de var ama tedirgin değilim. Benim anneme yaltaklandıklarına, ablamı üzdüklerine saysınlar.



Vol.3 çok baharatlı oldu çocuklar bu defa. İkinci gördüğüm insan da eski erkek arkadaşımdı. İnsan diyorum, tamamen hanımefendiliğimden :) İki farklı şehirde yaşayan insanların üçüncü farklı bir şehrin metrobüsünde karşılaşma olasılıkları kaç bilmiyorum. Aynı insan yağmurlu bir günde otobüste hizamdaki koltuklardan birine oturmak suretiyle de beni gerdi. Yeryüzünde en son rastlamak isteyeceğim insanlardan birini 12 milyonluk şehirde ikinci kez gördüm.



Bu gördüğüm iki insanı da -hanımefendilik- eklersem toplam 12 insan görmüş oluyorum.






Yine de abimin tesadüfünü geçemez hiçbir tesadüfüm. Yorumu okumamış olanlar için paylaşıyorum;


"Tesadüfler vol 3.0 ; Dünya Rekoru...
Mart ayında Dubai'den dönerken havaalanında Afganistan'dan transit uçan Nato Mühendisi İsmail Bey'le tanışmıştık. Tam check-in gişelerinin 3. sırasında, köşede. Aradan 3 aydan fazla zaman geçti. Dün gece Dubai Havaalanında check-in kontuarının 3. sırası köşede, aynı noktada, aynı kıyafet, aynı bavulla buldum İsmail Bey'i. Samimi olsam "iso sen daha buralarda mısın, nerdeyse 4 ay olacak, git artık eve yav" derdim :) Tesadüfte yeni boyut! Enteresan olan o günden sonra o da ben de ilk kez Dubai'deydik. Yani ne adam ne de ben allahın günü kullanmıyoruz bu güzergahı. Hadi İstanbul dış hatlar gidiş olsa, bir nebze anlardım :)

Son bombamı patlatıyorum;

Chek-in gişesine yürürken senin bu teadüflerin nasıl olabileceğini düşünüyordum..."

Kaç yüzyıldır yazmadıysam artık, blogger'ı değiştirmişler. 'Bloğumuza kaç tık aldığımız'la başlayan sayfanın karmaşasında yeni yazı yazma butonunu aradım durdum.

Şükür kavuşturana..

Öyle çok özledim ki yazmayı. Bana benzeyen insanlar bulma umuduyla üniversite son sınıfta dgs sınavını kazanamamamla başlamıştım yazmaya. O zaman bu zaman aynı olan tek şey Dr.House dizisidir. Ve o da biraz önce bitti.

Bazı şeyler hiç değişmemeli bence. Bikaç geleneğin bozulmamasını talep edebilmeliyiz. Bikaç kişiyi hayatımızda tutabilmeliyiz. Asla terketmemeliler bizi. Bikaç eşyamın ömrünün benimki kadar uzun olmasını isteyebilmeliyim mesela. Bikaç diziyi bari hayatta tutabilmeliyiz. Bu kadar değişiklik çok büyük bi karmaşayı oluşturuyor. Güvensizlik hissi veriyor. Sizi bilmem ağır geliyor bana. Yalan aslında, sizi de bilebilirim. Hiç zorlanmazsınız. Hiç şaşırmazsınız. Rahatça değişikliklere alışırsınız. Hepinizin güvendiği bir iki, güvenmeyip de yanında tuttuğu binlerce insanı var. Korunursunuz, korursunuz. Nerede vermeyi bırakmanız gerektiğini bilirsiniz. Kendinizi iyi ifade edersiniz. Doğrularınız ve 'hayır' dedikleriniz var. Benimse bir duvarım yok. Dört yanım tehlikelere açıkmış gibi hissederim çoğu zaman. O bişeyler değişmeyebilse kendimi onlara adayacağım. İnsan, hayvan hatta eşya da olur. Bu yüzden odamın her tarafı eski kokuyor. Hep saklıyorum anılarımı. Mantar panomda bişeyleri hatırlatacak yazılar var. Geçmişte var olmuş olmalılar ki gelecekte güvenebileyim. Kartlarımı saklarım sonra. Lisede staj yaptğım şirketten, okulu temsilen gittiğim geziden, kariyer seminerlerinden.. Her yerden Betüller var. Güzel olan her anımı gözüme sokuyorum odamın dağınık gözükmesi pahasına. Yinede yalnız hissediyorum kendimi. Ve yinede hiç çaktırmıyorum. Bigün bi arkadaşım devamlı gülüyor olmamın sinir bozucu oldugunu söylemişti. Haklı sanırım. Şu içinde hüzün barındıran tiplerin dışarıya gülmelerinin son bulmasını diliyorum.


Yazının arasında da sevgilim aradı. 8 senelik dizim bitti dedim. Moralin bozuktur şimdi senin dedi başladım ağlamaya. Aşkım nolcak ya sana dizimi yok dedi. Sorun o ya zaten. Herşey geçiyor değişiyor. Tat aldıklarımızın kıymeti kalmıyor. Evet ağlarım dizim bitti diye. Böyleyim ben napiim.



Apple' ın kurucularının logo olarak ısırılan bir elmayı seçmelerinin nedeni matematik dehası Alan Turing' e olan hayranlıklarıymış. Turing ölümü ilginçtir ki kendi hazırlamış olduğu siyanürlü elmayı ısırarak hayata gözlerini yummuş bir dahidir.
İkinci dünya savaşı sırasında şifreli mesajların çözülmesinde büyük katkıları bulunan bu tuhaf bilim insanı Alan Turing ile ilgili ilginç notlar:

Alan Turing
  • Hindistan' da görevli bir devlet memurunun ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi.
  • Fazlasıyla utangaç ve sıkılgan bir insandı.
  • 16 yaşında Einstein' in izafiyet teorisinin en karmaşık kanunlarından birini, kimsenin yardımı olmadan ispat etmeyi başarmış.
  • 1929' da platonik aşkı fen dehası arkadaşı ölünce, teorik matematik ve hemcinsleri onun en büyük tutkusu oldu.
  • Bilimsel araştırmaları ve yayınlarıyla kısa sürede çok genç yaşta uluslararası bir şöhret kazandı.
  • Bilim tarihine 'Turing Makinesi' olarak geçen 'sanal makine' bilgisayarın atası olarak bilinir.
  • İkinci dünya savaşı onun için bir dönüm noktasıdır.1939' da Almanların efsanevi kripto sistemi Enigma' yı çözmek için varını yoğunu ortaya koydu.
  • Turing, pazar günleri bisikletle kırlarda gezmeye çıkarken, saman nezlesinden korunmak için gaz maskesi takan, lafların yarısını yuttuğu için ne dediği iyi anlaşılmayan, pantolonunu tutmak için beline ip bağlayan biri olmakla beraber bilgisayarın ilk mucidi olması garip bir durumdur.
  • Savaş sonrası çok gizli bilgileri ve sırları elinde bulundurduğu düşünülen Turing hedef haline geldi. Bu sırların korunması için İngiliz gizli servisi Turing'i takibe aldı. Homoseksüel olması nedeni ile 'aleni ahlaksızlık' iddiasıyla yargılandı. Turing' e 2 yıl hapis ya da 'kadın hormonuyla tedavi' yani kimyasal kısırlaştırma cezası verildi.
  • Dahi matematikçi ikinci şartı seçti. Önce iktidarını kaybetti, sonra göğüsleri büyüdü. Tedavinin birinci yılında, her gece yaptığı gibi bir elma yedi ve yatağına uzandı. Elmaya siyanür enjekte etmişti. Bir daha uyanmadı.
  • Efsaneye göre Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, dahi matematikçinin en sevdiği masallardan biriydi.