2 Aralık 2011 Cuma

Balık Ebeveyn

Çok deil iki post kadar önce akvaryumumdan bahsetmiştim sizlere. Bakın akıbeti ne oldu...

*Bütün balıklarımıza kardeşlerimizin ismini verirken istemeden aldığım iki parlak balığa fosforlu cevriye ismini takmıştım. Ve diğer balıklarla çok uyumlu yaşamadıklarını gözlemlediğim için devamlı onları birine vermeliyiz diye söylenip durdum.

*İş yerimdeki akvaryum tuzlu su akvaryumu çıktı. Fosforlu cevriyeleri oraya sıpıtma hayalimde suya düşmüştü. Ve evet yavru deniz yıldızını bardakta eve taşıdım. Ama yaşayabilirdi de belki yani!?
*Fosforlu cevriyelerden bi tanesi devamlı papağan balıklarıma saldırmaya başlamışlardı. Onları akvaryumcumuza geri götürmeye kararlıydık ki araya bayram tatili girdi.

*Sevgilimle nası yem veririz? Nası eve giriceksin? Aiy anahtarını mı kaybettin? vs düşünürken anahtar bulundu. Bayramın 2.günü haftalık yem atmak için gelen sevgilim bir de ne görsün? Cevriyeler birbirlerini eş tutmuşlardı ve yüzlerce yavru balığımız olmuştu.

*O kıl kuyruk balıklar bizim için öyle anlamlıydı ki.. Akvaryumcuda aynı balıklar belki aylarca yan yanalardı ama birbirlerini keşfetmemişlerdi. Zor eş tutan bi balık türüymüş mücevher cikledler (yavru verince saygı duymaya başlamış türünü öğrenmiştim) ve her ay yüz tane yavru verirlermiş. En güzeli de çocuklarını asla yememeleri.

*Hiç akvaryum tecrübesi olmayan iki insandık. Ve çocuk sevincini hemen atlatıp çözümler düşünmeye başladık. Rafyayı ince ince bölüp su üstüne koyunca böcek balıklar onun içine saklanırmış. Bayram günü sevgilim pastaneye koştu rafya aldı. O esnada bi müşteri plastik otları su dibine yerleştirmenin de iyi olacağını söylemiş. Hemen 63478 tane de plastik kare otlardan almış. Ama biz o kadar toy bi anne-babayız ki o bikaç saatte bütün yavrular yenilecekmiş, açlıktan ölecekmiş gibi panik yapıyoruz. Tüm bu çözümleri özenle akvaryuma uyguladı sevgilim. Bende bu esnada tam bi bayan gibi "Bu çocuktan iyi bi baba olur he" diye düşünmedim deil.

*Bayramdan sonra eve döndüğümde koşa koşa balıklarıma baktım. Her yavru balık gibiydiler. Önemsemeden bakıp geçtiğim, gördüğüm yerleri bile unuttuum şekildeydi böcek balıklar. Ama bizimdiler. Başladım ağlamaya. Yaşların arasından da saymaya çalışıyorum hergeleleri ama analarına çekmişler fıydır fıydırlar.

*Baba balık çok agresifleşince ve insan üretimi olan papağan balıkların dourganmamalığı onlara olan saygımızı kaybettirince diğer tüm balıkları toplayıp götürdük eminönüne. 5 papağan cikled, 1 sarı prenses ve 1 vatos. Sevgilim dedi ki balıkların dourduunu söylemeyelim. Akvaryumcuya dedik ki bunlar beraber yaşayamadı. Küçük bi ayrıntı; geri vermeye çalıştığımız tüm balıklar bikaç gün boyunca yavruluğa(!) konuldukları ve şiddete maruz kaldıkları için bi tuhaf olmuşlardı. Kuyrukları eksik bu balıkları akvaryumcu almak istemedi. Elimizde vicdan azabımız ve balıklarımız yağmurlu bi akşamda ortada kaldık. Eşi dostu herkesi aradık. En sonunda başka bi akvaryumcu aklımıza geldi. Balıkları verdik ve dip temizleme motoru, yavruluk küpü aldık döndük 102 balıklı yuvamıza.

*Gel zaman git zaman, biz iyi kıvırdık bu işi. Böcek balıkların ayrı bi yemi bile varmış. Birgün bu anne-babalık aşkıyla akvaryumu temizlemeye koyulduk. O an kafamız çalışmadı ve ısıtıcıyı suya deydirince camının patlayacağını düşünemedik. Minik yavrularımız tam 24 saat ısıtıcısız suda yaşamalıydılar. Başka hiçbir yol yoktu. Küçük ikinci ayrıntı; kazan dairemizdeki yangın nedeniyle o günlerde ev de ısınmıyordu ve biz bile titreyerek yaşıyorduk evde. Baba sevgili akıl edip su içindeki lambamızı yakmıştı ama ben işe giderken onu da kapamıştım. Sanki düşmandım böcek balıklarıma Yarabbii! Akşam eve döndüm. Bütün balıklar bembeyaz olmuşlardı. Böcek balıklar yerde yatıyor ve çok nadir kıpırdıyorlardı. Ve benim panik atak krizine girmem kaçınılmazdı..




*Harika çelik bi ısıtıcı almıştı sevgilim ve benim akvaryum camına yapışmış kuş gibi çırpınan halimi önemsemeden itinayla taktı. Balıklar ani ısınınca ölürler mi? Yavaş yavaş mı ısıtsak? Allaam ben kötü bi anne mi olurum ya? gibi milyarlarca sorumu öteleyip sadece izledim. Minik minik kıpırdanıyorlardı. O gün yeniden doğdular benim için..

*Şimdi -bana göre- kocaman oldular. Bazıları babalarına benzeyip çakal oldular ve hepsinden çok yem yiyorlar. Göbüşleri bile var salakların. Bi tanesi zikzak şekilli oldu ve yüzerkende zor dengeyi buluyor. Şükür ki hiçbi balığımız ölmedi. Fakat hala sayıları bilinmiyor :)





Apple' ın kurucularının logo olarak ısırılan bir elmayı seçmelerinin nedeni matematik dehası Alan Turing' e olan hayranlıklarıymış. Turing ölümü ilginçtir ki kendi hazırlamış olduğu siyanürlü elmayı ısırarak hayata gözlerini yummuş bir dahidir.
İkinci dünya savaşı sırasında şifreli mesajların çözülmesinde büyük katkıları bulunan bu tuhaf bilim insanı Alan Turing ile ilgili ilginç notlar:

Alan Turing
  • Hindistan' da görevli bir devlet memurunun ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi.
  • Fazlasıyla utangaç ve sıkılgan bir insandı.
  • 16 yaşında Einstein' in izafiyet teorisinin en karmaşık kanunlarından birini, kimsenin yardımı olmadan ispat etmeyi başarmış.
  • 1929' da platonik aşkı fen dehası arkadaşı ölünce, teorik matematik ve hemcinsleri onun en büyük tutkusu oldu.
  • Bilimsel araştırmaları ve yayınlarıyla kısa sürede çok genç yaşta uluslararası bir şöhret kazandı.
  • Bilim tarihine 'Turing Makinesi' olarak geçen 'sanal makine' bilgisayarın atası olarak bilinir.
  • İkinci dünya savaşı onun için bir dönüm noktasıdır.1939' da Almanların efsanevi kripto sistemi Enigma' yı çözmek için varını yoğunu ortaya koydu.
  • Turing, pazar günleri bisikletle kırlarda gezmeye çıkarken, saman nezlesinden korunmak için gaz maskesi takan, lafların yarısını yuttuğu için ne dediği iyi anlaşılmayan, pantolonunu tutmak için beline ip bağlayan biri olmakla beraber bilgisayarın ilk mucidi olması garip bir durumdur.
  • Savaş sonrası çok gizli bilgileri ve sırları elinde bulundurduğu düşünülen Turing hedef haline geldi. Bu sırların korunması için İngiliz gizli servisi Turing'i takibe aldı. Homoseksüel olması nedeni ile 'aleni ahlaksızlık' iddiasıyla yargılandı. Turing' e 2 yıl hapis ya da 'kadın hormonuyla tedavi' yani kimyasal kısırlaştırma cezası verildi.
  • Dahi matematikçi ikinci şartı seçti. Önce iktidarını kaybetti, sonra göğüsleri büyüdü. Tedavinin birinci yılında, her gece yaptığı gibi bir elma yedi ve yatağına uzandı. Elmaya siyanür enjekte etmişti. Bir daha uyanmadı.
  • Efsaneye göre Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, dahi matematikçinin en sevdiği masallardan biriydi.

16 Ekim 2011 Pazar

Sana çok bile!



Çok isyanlar ettim üzgün olma hakkı vermediği için insanlar. Özellikle aile, şebeğiyseniz asla surat asmanıza üzülmenize izin vermez. Şimdi kendi kendime ağlarken.. Hem de Sezen şarkılarıyla boş evde tam modumu bulmuşken gülme krizi geldi.


Bir ay önce bitirdiğimiz kursun verdiği hayırlı bilgilerin enkazında ezildik hepimiz. Günbegün kaybediyoruz iş bulma umudumuzu. Kaplumbaalarım Ağa,B ve C çok kokmaya başladılar. Böyle salak düzensizlikler hep bir arada gelir zaten. Hergün değiştirmeyi denedim olmadı. O zamanlar bu kıçdonduransaanakyağmurlar da yoktu camı açıyordum. Rüzgar bulutunun koridorumuza kaplumbaa sidiği ve üstlerindeki pis yosunun kokusu olarak esmesi son nokta oldu. Velhasıl Bursaya giderken sevgilime kakaladım ben bu hayvanları. Hala evdeki kokunun nedenini arıyorlar fellek fellek. Evet sevgilim, bunu yapan sevgilinin ta kendisidir. Oncaız da ben yine hayvansız ve yalnız kalınca evde, akvaryum macerasına sürükledi bizi. Papağan balığı denen ağzındaki lokmaları yutamamış tombecik balıklar aldık. Çocuk sahibi olmuşuz gibi.. Yemek yemeleri derdimiz oldu. Aman bunlar kumu oyuyorlar kesin yumurta bıraktılar. Yok öğreniyoruz ağzında taşırmış uzun süre, tamam telaş yok. Siyah kum kapalı mı gösterdi? Tamam beyaz aldık, ah kar gibi oldu. Çok manidar. Tamam mutluyuz. Hiç balık öldürmeden iki defa suyu değiştirdik bile. Bitti mi bunların da heyecanı? E ben hala işsizim. Asıl dertten uzaklaşmak için servet döktüğü herşeyden sıkılmıyor mu zaten insanoolu..



Evde bi başıma oturdum Sezenin yeni albümünü dinliyorum. Ağlıcam belli bişey. Hazırlandım iyice. Ama. Akvaryum motorunun sesinden hoperlör sesini duyamıyorum ki! Fısıldıyo sanki canını yidiğimin Sezeni. Yakaladığım üç beş kelimeye kendime acıcaam bi kare ekliyorum anılarımdan. Yinede duymamazlıktan gelemiyorum duyamadığım bi hoperlörüm olduunu. Hadi bi kriz geldi mi bana. Dedim kızım kalk kalk iki lokma bişey zıkkımlan sen bu zevzek halinle acınası fln olamazsın. Puu boyuna posuna.

5 Ağustos 2011 Cuma

Geçi(ri)ş Dönemleri!


Farkettim ki aldığım eğitimle ilgili hiçbişey yazmamışım. İlerde birgün bloğumu karıştırdığımda bu dönemle ilgili neden hiçbişey yazmadığımı merak edicem. Kaşınıcam ama hatırlayamıcam. Bu yazı şahsıma gelsin.


Bi geçiş dönemindeyim. Hiç hızlandırılmış bi eğitim almamıştım. Ki bilirsiniz eğitim sistemimiz asla insanları zorlamaz, sınırlarını anlamalarını sağlamaz. Seviyemden aşağı diye çoğunu çalışmadığımız derslerden ve en çok aşşağıda olanlardan çakmamızdan ibarettir. Şimdiyse hergün yüzlerce yeni şey öğreniyorum. Tabiki bu geçiriş olan kısmı değil, memnun olduum kısmı.

Fakat ben o sınıfta mutsuzum. Öğrendiğim herşey beni deli gibi mutlu ederken, hayatımda en sevdiğim şey öğrenci olmakken, bir yanım hep saate bakıyor. Çıkmak istiyorum. Ve ben son bir aydır hissettiğim bu duygudan nefret ediyorum. Sanırım kötü bi insan olmaktan korkuyorum. Belki şimdi de kötüyüm ama daha kötü olmak korkutuyor beni. Bigün öğretmenimiz bu eğitimin sonuna doğru herkesin birbirinden nefret ediceeni söyledi. Kavga edicekmişiz. Torpil olduunu düşünücekmişiz. İşe girebilenleri dışlıcakmış giremeyenler. Hayır hocam bu sınıfta asla öyle olmaz dediğim günü hatırlıyorum. Çok üzülmüştüm o gün de. İnsanların kötü olabildiklerini tabiki biliyorum ama o yönlerini hiç görmek istemiyorum. Bende tuttum soyutladım kendimi sınıftan.. Neden yaptığımı bilmiyorum ama hiç olmadığım bi Betül var orda. Şimdi yavaş yavaş şekillenen durumlara şahit oluyorum. Bölünmeleri görüyorum. Ben hocanın sözünü yalanlarcasına inatla önyargılı olduum insanları sevmeye başlarken, milletin birbirini sevmeyişini izliyorum uzaktan. İlerde bu dönemimi merak ettiğimde şunları düşündüümü bilmemi isterim. Bi işe giriym ya da girmiyim asla umrumda olan bu değil. Ben değiştim. İnsanları sevmeye çalışırsam sevilecek insanlar kazanabildiğimi gördüm. Bişeyi bilsem bile bilmediğim taraflarını daha çok vurgulamanın bana pek çok şey kazandıracağını öğrendim. Bilmiyor gözükmenin eskiden düşündüüm kadar korkutucu olmadığını öğrendim. Eskiden girdiğim ortamlardaki kadar çok insan kazanmıcam. Belki de hiç. Ama çok fazla şey öğrendim. Öğrendikce de daha küçüldüğümü gördüm.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Kafam(ı) koydum!

Kafa çarpmak çarpmalar içinden en rezilcesi bence. Çok çarptım ordan biliyorum. Burun çarpmak da kötüdür çünkü çok sızlar. Kendine gelemezsin gözlerin sulanır hatta kayar. Aazını yüzünü toparlayamazsın bi. Yinede kafa çarpmak birinci sırada.

Canımın içisi bi arkadaşım var. Bayılma hastası. Bayılmaya hasta deil pek tabi ama bayılıyo işte. Epilepsi teşhisi koymadılar ama bi nedende bulamadılar. Bayıldığını ilk kez gördüümde halk otobüsündeydik. O, sevgilisi ve ben. Nasıl içim parçalandı onu öyle görünce. Neyseki çabuk toparlandı otobüsten inmek üzereyken ayılmıştı. Sevgilisi eşyalarımızla sevgilisini koluna taktı önden önden yürüyorlardı. Bende sevgilimle telefonda konuşuyordum. Genelde gülüşürüz ama iş bu ya ciddi bişeyler konuşuyorduk. Çok şiddetli yaamur yağıyordu. Kaldırım demek için çok alçak, yol demek için çok dar bi taş dizisinin üstünden ilerliyordum. Bir birinci katın balkon çıkıntısının tam köşesine kafamı geçirdim. Sonra dengemi sağlayamayıp yerdeki su birikintisine düştüm. Bacaklarımı bir araya getirip toplanıp da kalkamadım bide. Arkadaşım kusa kusa giderken arkasına bakıyor. Yerde debelenen arkadaşını görüp yanına koşuyor.. 'Betül noolduu?' dedi ama cevap veremiyorum ki. Dilim uyuşuk dönmüyo aazımda kocaman olmuş. Zaağzı zazzıığ dedim ama sesimi ben bile duyamadım. Bikaç saniye sonra toparladım 'kafamı çarptım?!?' dedim..

-Neden yerdesin o zaman?

O anda unutmuştum nası yere düştüümü. Ayaamın üstünde durabildim ama düz yürüyemedim. Enişte bi kusan sevgilisine koşturur, bi sarhoş arkadaşına. Bıraktı bizi eve gitti tabi arkasına bakmadan çocuk. Ben ayaamı burkmuşum şişmiş. Kafam zaten bi milyon. Kız üstünü çıkarırken yeniden kusmaya gider. Dönerken bana buz getirir. Altında bildiiniz çocukluumuzun kalın külotlu çorabıyla geziyo kızcaaz. Bi ağlarız bi güleriz halimize. Sevgilime ulaştım, ya bi su sesi duydum dedi. Bi kriz geldi bana. Anlatıcam ama gülmekten konuşamıyorum ki. Çocuk bide o zaman yeni sevgilim olmuştu. Saolsun terketmedi beni. Bizde söylemedik biri ranzadan atlamak biride kaldırımdan inememek suretiyle iki defa ayrı ayaamın bileğini kırdığımı fln..


Bugünde evde temizlik yaparken kafamı dolaba çarptım. Hiçbişey olmamış gibi silmeye devam ediyorum ama Tom'un kapana kısılan parmaa gibi zonkluyo kafam. O derin sessizlikteki çaat! sesi geldi aklıma bıraktım bezi gülmeye başladım. Kendi kendime güldüm güldüm sonra kalktım hiçbişey olmamış gibi işime devam ettim.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Tesadüfler Vol.2






Şu yazımı hatırlarsınız. Daha yazalı pek olmadı ama ikincisini yazacak kadar tanıdık gördüüme inanıyorum 2 ayda. Git gide geliştiriyorum anacım kendimi. 20 günde 1 tanıdığa kadar indirdim. Kasabada yaşıyo gibiyim.




Arkadaşımızın düününe birgün kala damadı istiklalde(!) dibimizden geçmek suretiyle gördük.
Hafta başında da boş metrobüs görmenin telaşıyla koltuklara abanıyordum ki kıvırcık saçlı kuzenimi saçından tanıdım.
Dün de söğütlüçeşmeden boğaya çıkarken Sencer abimi gördüm.

Bu ne kadar böyle devam eder bilmem. Sadece takibini yapmak istiyorum.

Dikkat Betül çıkabilir!

19 Haziran 2011 Pazar

Pot diye söyledim!


28472942 tane mekan değiştirmekten olsa gerek, kafam bi milyon. 2 senedir devamlı başka bi yerlerde uyanıyorum. Paso taşındım. Şehir olsun ev olsun devamlı başka bi yere kıvrılıp uyur vaziyete geldim. İnsanlar sabahları ilk uyandıklarında akıllarına sevgilileri geliyo, gülümseyip yanlarına dönüp yatakta hepişlenmeye devam ediyorlar. Ben gerizekalısı, 'bismillah nerdeyim' diye bi iç sesiyle kalkıyorum. O beyinden nası verim beklersin gün içinde?

Ki tam verim alamasam da ne kadar çalışsa kardır diyordum, olanı da yitirdim. Bütün şehirlerdeki insanlar birbirine karıştı mı? Hangi olayı kiminle yaşadım toparlayamıyorum. Bazen bi ünlü görüp ya bu benim hangi sınıftan arkadaşımdı diye hebeliyorum. Bazen de zamanında el ense çektiğim adamları tanımıyo beynim. Olanı unutursun da olmayana nası senaryo yazarsın be beyincik?

Üstüne bide pot üstüne pot kırıyorum. Rezil olmak neyse de birilerinin arasını bozucam bigün!..

Bi yaz sarosa gitmiştim. Hatta büyülü bi arkadaş gezisiydi bu hatırlarsınız şurdan. Bikaç gün önce o gruptan bi çift dostlarımız dünya evine girdiler. Aynı akşam bende yerin dibine girdim. Sarosdayken tanıştığımız bi arkadaşımızı gördüm gündüz nikahta. Nasıl hoşuma gitti sevgilisiyle el ele göz göze. O zamanda askerdeydi çocuk. Çok seviyodu onu izin gününde almış geri bırakmıştık. Bigün için eziyet çekmişlerdi. Sadece sevgileri için. Nası bi duygusala bağladım ama anlatamam. Bi yanımda evlenen çiftler birbirine aşkla bakar ağlarım, diğer yanda 3. senesine girmiş çiftler. Bittim ben havalarda uçuyorum. Sanarsın anne oldum, evlat mürveti gördüm, kanser atlattım falan. Nası bi abartılı mutluluk..


Kız bizi tanıyamadı ya da aslında içinde bi yerlerde ne kadar gerizekalı olduumu biliyordu selam vermedi, bilemiyorum. Akşam partiye gittik. Kız sevgilisiyle yanımıza yaklaştı. Birbirimizi sadece bikaç günlük tanıyor olduumuzdan bi sessiz hava oldu ortamda. Ben en son sıradayım. Çok bokum çok deliyim ya. Böyle bi pür dikkatliyim, insanlara değer veriyorum ya. Tuttum sevgilisiyle tanıştırırken 'askerden dönmüşsünüz' dedim otuzikidiş. Ben sırıtırım kız sırıtır. Ben sırıtırım kız sırıtır. Anladım ki o çocuk o çocuk deilmiş. Ne bilim lan ben?! dedi içimdeki öküz çıktı işin içinden. Hadi sen toparla Betül hanım. Yanımızdaki erkekler fıydı gitti. Canım ablam konuşuyo gülmeye çalışıyo fln. Ben ufalıyorum ufalıyorum. Şezlongtaki bi böcek kadarım. Çocuk bişey derse ayrılırlarsa küserlerse.. Beynimi yidim.

Neyseki küsmediler ayrılmadılar kimse kimseyi bıçaklamadı. Şükür. Güldüler eğlendiler gece boyu. Benimle bi daha muhattap olmamalarından da olabilir mesutlukları tabi.

Şimdi evimde uyaniim. Ortalama bi zekayla günü tamamliyim. Şükrederek uyuyorum. Çok pis temkinliyim kaç gündür az konuşuyorum. Hoba tımbırtıp.