15 Temmuz 2009 Çarşamba

Have to go,want to go,cant go.



Gitmek istiyorum..Ve çaktırmamak.


Bi telefon almak ve koşa koşa gitmek istiyorum.'Gitmeliyim' demek istiyorum.Tüh ya tamda bi düzen kurmuştum diyerek kandırmak istiyorum hepinizi. Gitmek ve terketmemiş olmak istiyorum.


İstemeden gidiyo görünmek,bavullarımı yavaş ve isteksiz toplamak ama road runner hızında kaçmak istiyorum. Gittiğime deil,kalanlara deil,kaldığım zamanlara ağlamak istiyorum.. Başkalarının ne istediğini asla düşünmemek aynı zamanda da bencil olmamak istiyorum. Hem gitmek hemde hala aynı derecede sevilmek. Hem gittiğime mutlu olmak hemde mutlu olduuma vicdan azabı çekmemek istiyorum.

E hadi git de. Hadi yap. Biliyorum yaparsın de.Bilirim hep yapmak istedin..



Hatta al götür.Olmaz mı? Benim ne bahane bulacak ne hesap vericek gücüm var.E zorla götürüldüm diyim bende.. Hay aksi bak hiçte istememiştim aslında diyim. Kolumdan tut,al götür. Kendi hayatına götür beni. Sıkıldım kendi derdimden,birazda seninkilerle debeleniim.Hatta anasını satiim nasılsa gitmiş olmıcaz mı tut Japonyaya götür. Ağlamıcam,söz. Hepsine gülümsicem. Burdakilere tanımadığım ayrıcalığı oradakilere tanıcam. Kanımdan canımdan vatanımdan olanlara göstermediğim sabrı elin japonuna göstericem. E kurtuluşumuz ya. Kötüyüm dimi.. Biliyorum kötü olucam bende. Korktuğum gibi bencil ve kötü.

14 Temmuz 2009 Salı

CaRteL

Facebookta cartel videosu dolanıp duruyo.. Herkes sadece şarkı sözlerini hatırlarken ben cartelle birlikte bütün bi 95 yazını hatırlamaya başlıyorum.



Cartelin çıktığı yaz ailecek hatay-dörtyol'a tatile gitmiştik. Kaldığımız evin terasında minicik bi oda vardı..Orda kurbaalar gibi zıplaya zıplaya cartel dinlerdik. Hatta o yaz kazı kazan balonlar çıkmıştı.. Yakınlarda bi büfe vardı.Yaşlı gözlüklü bi amca bakıyordu. Kendini zor zaptediyodu amca,öldü ölcek öyle bi ağır canlı adamdı yazık. Karttan bi numara kazırsın o numaraya ait balonu balonları tutan pankarttan verir bakkal amca sana. Biz her gittiğimizde 10-15 numara kazırdık.Amca büyük balonlardan göremezdi numaraları.Bulmaya çalışırken arada bi balonları çıkartıp koyardı sete. Bulurdu amcan sonra balonları ama o arada biz setteki bir sürü balonu indiregandi yapardık.Allah affetsin 10 kazıyıp 30 balonla çıkardık dükkandan.. Sonra o kendimizi zor sığdırdığımıs minicik odaya balonlarıda alırdık.Nefes alıcak yeri zor buluyoduk hatırladığım kadarıyla.. Baara baara cartel söylerdik.O bize çok büyük eğlenceydi.
Balon hırsızlığımdan daha utanarak hatırladığım bişey varki,ölen balonlara(onlar canlıydı bizim için) cenaze töreni düzenlerdik. Odanın minik penceresinin koluna ölü balonu üzüntü ve saygıyla bağlayıp önünde sıraya dizilip saygı duruşunda bulunurduk. Bu töreni düzenleyende abimin ta kendisidir. Hatta cenaze marşıda söylerdi. Bizde hiç gülmezdik he nası dayanıyomuşuz acaba.. İleriki yıllarda uğur böceklerine mezar yapmamla çok dalga geçmişlerdi ama işte hep geldikleri yeri unutmalarından kaynaklanıyo bunlar.. =)


Üç kardeş hiç adam akıllı oyunumuz olmazdı zaten. Oyundaki en kıyak konumu hep abim alırdı.En bktanınıda bendeniz tabi. Fırıncılık oynuyorsak abim usta ben garson olurdum. Abim somut bir oyuncağı ekmek-poaça yapıp,kartonlardan hazırladığı fırına uzun çomağıyla sokarken ben olmayan müşterilerin çıkmayan seslerinden siparişler uydururdum. Bide yetiştirmeye çalışırdık ablamla iyimi.

Sütcülük oynardık mesela ama çekirdek kabuklarından. Banyoya toplardık kap kap çekirdek kabuunu,onları satardık.Kim satardı? Abimle ablam tabi. Kim alırdı,ben. Gerçekten banyoya girmemiz söz konusuysa su olurdu sütümüz. Ama çekirdek kabuklarını satmak daha gerçekti sanki.




Bide çatapat alıp banyoya sürterdik.Ne güzel kokardı oda yaa.Bazen kıvılcım çıkardı.Ne büyük ateşti o kıvılcım bizim içimizde. Ne mutlu olasımız varmış.

Yazık şimdiki çocukların ne banyoları tek bi duştan ibaret ne de yerleri mozaik. Kusursuzluun getirdiği mutsuzlukla bouşuyorlar. Bişeyin eksikliğini çekmiyorlarki varlığında mutlu olsunlar.. Hiç fazla oyuncak almıcam çocuuma. Benim gibi 20 yaşında aldığı peluş pengueniyle üç gün uyusun ondan sonra =)

9 Temmuz 2009 Perşembe

İyiki doğdun Tesla!

Blog camiasında değişik bir tür yetişmekte.. Sürekli güncel olaylara değinen,sütten çıkmış ak kaşık tavırlarında,devamlı etrafı eleştiren yargılayan ve şiddetle kınayan,espri yapmayı seviye düşüklüğü gibi düşünen(daha doorusu isteseydide yapabilir miydi şüpheliyim) kusursuz yaratıklar. Onlar yüzünden güncel konulardan bahsetmeye korkar oldum. Yeri gelmişken,biraz daha sabrınızı isteyerek bir diğer türdende bahsetmek istiyorum. Biz onları olduu gibi bağrımıza basarmıydık bilmem ama onlar illa bi başka kılıkta görünmeyi seçtiler.Kendi özünden utanan,İstanbulda yaşamanın ne olduunu ve hatta 3den fazla semtini bilmediği halde saçma bi İstanbul sevdasına kapılmış bi tür. Bunlar bana gündem yaratıklarından daha itici geliyo..


Bende ne dolmuşum maşallah.


Ama bir yöndende konudan uzaklaşmış sayılmam.İkiyüzlü insanlar tarihtede bolca var. Bu arkadaşlar sadece kendilerini kandırırlarken Edison gibileri zamanında pek çok kişiyi kandırmış.Efendim,Nikola Teslanın doğum günü bugün.Florasan lambayı, neon ışıklarını, hızölçeri, otomobillerdeki ateşleme sistemini, radarın temellerini, elektron mikroskobunu ve mikrodalga fırını keşfeden Sırp asıllı fizikçi,mucit,elektirik ve makine mühendisi.19. ve 20. yüzyılın en ilginç buluşcusu..

Ampülün icat edilmediği,Edison'ın henüz doğru akım üzerine çalışmalar yaptığı günlerdeyiz.Teslanın elektriğe olan düşkünlüğünü ve zekasını farkeden Edison DC akımda yaşadığı her türden sorunu çözmesi için Tesladan yardım ister ve büyük paralar vadeder.Tesla bu işin altından kalkar,Edison'ı 100bin dolardan fazla masraftan kurtarır fakat parasını alamaz ve yolları ayrılır. Bu hikaye bana Graham Bell'in olayını anımsattı.Telefonu Antonio Meucci icat etti ama patentini alıcak parayı senelerce bulamadı.Aletini geri istediğine dair dilekçe yazdı fakat cevaben aletinin kaybolduunu söylediler.. İki yıl sonrada zamanında aynı laboratuvarı kullandığı Graham Bell telefon adını verdiği icadıyla öne çıktı. Meucci dava açtı.Davanın devamı sırasında 1889 yılında vefat etti ve dava düştü. Hay bin kunduz.. Adam kahrından öldüğü sırada Graham,Western Unionla yaptığı haksız anlaşmasından aldığı parasıyla gününü gün ediyordu demek.. Böyle haksızlıkları hatırlayınca sırtımdan başıma dooru bi doygunluk bi tıkanıklık hissi yükseliyo.. Grahamın torununun torununu bulup telefon kordonuyla öldüresim geliyo.. Bk herif.

Hadi Meucci yine fakir adamdı ilerleyip yükselme şansı bulamadı parasızlığından. Peki ya Tesla? Teslanın sadece fikir olarak kalan o kadar çok düşüncesi vardı ki. 250 mil mesafeden 10 bin uçağı yok edebilecek ölüm ışınlarından bahsedebilen, dünyayı ortadan ikiye bölebileceğini iddia eden, hem sesin, hem de görüntünün (1800'lerin sonlarındayken daha) havadan aktarılabileceğine inanan, ve esasen, Edison'a DC elektrik sisteminin hiç bir işe yaramaz bir sistem olduğunu anlatan kişiydi Tesla. Eğer aykırı bi kişilik gibi görülmese ve bastırılmasaydı,ya da bunlara aslında hiç ihtiyacı olmadığı inancı olsaydı eminim Tesla bütün düşüncelerini gerçeğe dönüştürürdü. Ki aslında dönüştürdükleri bile fazlasıyla mükemmel icatlar..

Velhasıl Edisonla yolları ayrılınca Tesla elektrik iletimi için daha iyi bir sistem geliştirdi.AC sistemini.. AC,DCye göre büyük avantajlara sahiptir.Tesla'nın o zamanlar yeni geliştirdiği transformatörleri kullanarak, AC voltaj yükseltilebilir ve ince kablolarla uzun mesafelerde iletilebilir. DC ise iletilemez. (Çünkü çok kalın kablolarla iletilirken her bir milkarede bir büyük bir güç istasyonu ihtiyaç duyar.) (hafif.org)

Tesla elektrik motorunuda icat ederek büyük bi başarıya imza atmıştı.Ve yaptığı işi daha kullanılır hale getirmişti.Edison DC sisteme çok para yatırdığı için her fırsatta AC akımın tehlikelerinden bahsetmişti.Kudurmuştu yani kısacası. =) Ouh olsun.

Teslam yavrumda 1898de ilk uzaktan kumandalı model botuyla,hala kırılmamış bir rekor olan 40 mt şimşek okuyla,1899da dünyanın her tarafına gönderilen ve kaynağına geri dönebilen enerji dalgalarıyla ağzımızı açık bırakmaya devam etti.

800den fazla patenti vardı.Engellenmeseydi çok daha fazlası olacağı söyleniyor.. Fakat bu modern dünyayı icat eden insan meteliksiz bi şekilde 86 yaşında,1943te vefat etti. Şu gün bile hala notları satır satır incelenmeye devam ediyor.

Ve biz böyle bi insanın ismini sadece Red Alert oyunundaki bi bina isminden ve Prestige filminden duyabiliyoruz.. Yazıklar olsun Edison. Pu.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Hay aksi!

Koluma herifin sigara külü deydi..Bişeyde demedim ha. Dönüp bakmadım bile.Kolumdaki acının sebebini idrak ettiğimde çok geçti dönmek için. Akşam ablama söyleyince bana şöyle bi soru sordu:'Neden kavga etmedin??' Çingeneyim ya ben.

...

Hani köpük köpek vardı ya.. Elimi ısırıcaktı az kalsın.Çok kötü kükredi ve dişini gösterdi bana.Gözleri kıpkırmızıydı.Isırmak deildi amacı ama biraz daha orada dursam saldırıcaktı. Hayır,köpek fobim geri gelmedi.Aksine daha az korkuyorum artık. Belkide ısırttırmalıydım.Bende ters tepiyo herşey..
Ablama köpeğin ısırdığını söylediğimde korktun mu dedi.Hayır kırıldım dedim.Kahkaha attı biçok biçok.Ama gerçekten kırıldım be. Tanıyordu beni.Hatta bi ara belediye aldı götürdü.Çok üzülmüştüm.Döndüünde yola çıkmıştı önüme kadar gelmişti.Şimdi noldu? Dişlerini gösterdiğinde 'oğlum,benim tanımadın mı' falan dicektim.Ama çok kırıldım.Korkumu bile bastırdı kırgınlığım.Döndüm arkamı gittim.Küsüz şimdi. Bugün gördüm kafamı çevirdim.Zaten oda esniyodu.. =) Köpeğe bile küsebilitem var.
...

Dünde şirketimizin yaptığı ve parasını alamadığımız bi işin parasını aldık. Bir sürü banka işi çıktı tabii.. Çabucak bitsin diye tam gaz yürürken gözüme sinek girdi.Ovalarken kalemim aktı.Elim yanaam simsiyah oldu.Biliyordum o an çirkinleşmiştim ama gözümün yanması daha kötüydü. Bütün parmaklarımı tek tek yolladım gözüme.Hiçbiri alıp gelemedi sineği.Ta işyerine kadar sinekle gittim. Ve telaşımızdan makyajımı tazeleyemedim.Akşama kadar bi gözüm siyah kalemli bi gözüm tertemiz makyajsız gezdim öyle =)) Napiim ya. Bi gözüm sürmeli bi gözüm sürmesizde doğmuş olabilirdim.Allah korusun dimi.Bölesi daha iyi.

...

Bunlar gibi daha bir sürü saçmalık geliyor başıma.Ayaklarımın devamlı takılması burkulması da cabası. Üstünde bi ağırlık var gibi gelince birine para verirmişsin.Bugünde dükkana işitme engelli bi kız geldi.Bende ağzımı yara yara hoşgeldiniiizz diyordum.İlerideki masadayım duymaz diye.Meer zaten duyamazmış.Elime kart verdi.Anahtarlık satıyormuş.Aldım bitane bakalım şimdilik iyiyim.

İnşallah başıma gelenler son olur..

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Köpük Köpek

Şu,şu ve şu yazımdan anlayacağınız gibi ben hep kedi insanı olmuşumdur. Her cinsten kedi girdi evimize küçüklüümden beri. Ve her kedisever gibi köpeklerden korktum. Sadece korkmakta deil son bir yıla kadar sevmiyordum bile köpekleri.Sonra nolduysa yavaş yavaş kanım ısındı.. Yinede bir ay öncesine kadar yolumu değiştirerek uzaklaştım onlardan.


...Eminim hikayem şöyle devam etsin isterdiniz... Ne olduysa annemin bigün kucaanda yavru köpekle eve gelmesiyle başladı. O minicik yavruyla beraber bende büyüdüm ve şimdi köpeklerden korkmuyorum.Bahçemizde de ona yakın köpek var. Yok öyle değil.. Ama yakında oda olucak umarım.


İlk sevdiğim köpek -resimde gördüünüs gibi- kocaman.İsmini köpük koydum.Köpük pis bi sokak köpeği ama ben onu çok seviyorum. Aslında yavru bi köpekle alışmaya başlamam normal olurdu ama ben köpüğü sevdim ilk. Bu hikaye size göre sıradan fakat bana göre bi geçiş dönemi bile diyebilirim.Hatta zincirlerimi kırmaya başladığim hissine kapılmama neden oldu.

Artık her türlü köpeği sevebiliyorum.Yanlarından geçebiliyorum.Ağzımı kapatmadan gülebiliyorum.Teşekkürler Corega.