1 Ağustos 2010 Pazar

Sen&Ben

'Biz' ne kadar sıcak bi kelime.. Şarkılar bile -iz'li, -uz'lu olunca daha içini ısıtıyo insanın. 'Sen ve Ben'lerse ne kadar da souk. Mesafeli.. Bulunduun yerden ayrılmamak için direndiğini vurguluyosun sanki. Ama biz de hiç 'biz'i korumayız. O 'sen&ben'in bağlacının her an düşebileceği korkusu çekici geliyo sanırım. Kaybetmemeye çabalama isteğini arttırıyo.. 'Biz'den korkuyoruz hep. 'Ben'in yapısını bozuyo sanıyoruz. 'Biz'in 'ben'den kötü olduunu kim söyledi ki.. Ama işte bazen 'biz' oluruz korkumuza 'sen&ben'i bile kabullenemiyoruz.

Birileri bizimle 'biz' olmak istiycek diye aklımız çıkıyo ama durup düşünmüyoruz; hiç mi 'sen'i arzulamıcak gönlüm? 'Ben'le olsaydı da, biz 'biz' olsaydık da böyle harcanmasaydım demicem? Şimdi bu içimde pırpır eden herhangi bir 'sen'i bile 'ben'e ekleme ihtiyacı mı hiçe mi sayıcam bi ömür?

Sorun sadece doğru 'sen'i bulmakta değil artık. 'Biz' olmaya cesaret bulmakta. Deneme yanılmayla bir sürü 'sen&ben'ler harcamamakta. Minik bi 'ben'in olabilmesi için bi 'sen'i sevebilmekte. Hatta 'sen'den bi parça taşımak için minik bi 'ben'in olmasına can atmakta.

Belki de yanılıyorum.. Belki de öyle bişeydi ki aşk, sen&ben hiçbi zaman olmazdı. Gözlerine baktığında 'biz' olduunu bilirdin. Şüpheler, korkular kalmazdı..


Belkide biz yanlış insanlara 'biz' gözüyle baktık..

Hakkaride öğretmenlik yapan H.O.Beşer'in öğrencileriyle çektiği klip!

10 Haziran 2010 Perşembe

80 nesli elime mum diksin!


OoooOooo.. Portakalı soydum başucuma koydum. Ben bir ya-lan uy-dur-dum. Duma duma dum.


Çin çin mürekkep bana bir i-sim ge-rek?
-Ayşe
Ayşeyi seviyor musun?
Ona ölüyor musun?
Onu hiç öptün mü?
Yatağında yattın mı?
...

Adım adım Ayşe'yi taciz hikayemizi anlatıyomuşuz farketmeden. Yinede Mustafa'ya daha bi acıyorum ben. Mustafa Mıstık. Arabaya kıstık. Üç mum yaktık. Seyrine baktık.. Ah canım.

Bol adrenalin bol dalaşma bol pislik vardı 80 neslinin çocukluunda. Kutu kutu pense, aç kapıyı bezirgan başı, enden benden tribom gibi masum oyunlarla başladık. Altta kalanın canı çıksın, ortada sıçan, simit gibi caniliklerle devam ettik. Akşam ezanından sonra eve giderdik biz. Hıdrellezlerde emrivaki yoluyla çıkabilirdik. Lojmanların ara sokağından pamuk şekeri, nohut, macun satan amcalar geçerdi, tok bile olsak alırdık. Aç gözlüymüşüz demekki.. Salıncakcı amca da gelirdi. Kıytırık mavi minik salıncakları vardı. Yürüsem daha hızlı dönerim etrafında ama o bi heyecandı işte. Biniyoduk napalım deişik bişeydi. Mahalleye bi farklılık gelirdi onlar gelince. O zaman içine uyuşturucu koymaya kafası basıcak insanlar yaşamıyodu. Uğur böceği kutsaldı. Uçsun diye dürterdim ben ne yalan söyliim. Hep çıksın istedim dilediklerim. Ölürse gömerdik biz. Mezar taşı bile koyardık. Mahallenin oolanları vardı. Otla bokla dalga geçerdi onlar. Dansa davet hariç birlikte oyun oynanmazdı.

Birler-ikiler vardı topla oynanan. Marioda prenses kurtarmaya benzemezdi sonu. Sadece mahalledeki karizmanı artırırdın level level. Ortada olmasamda sıçandım ben hep. Çok hırs yapardım ortadaki salaa vurucam diye. Renkli istop vardı bide. Onu da sevmezdim ben. Bi dönem cam göbeği rengini öğrenmiştikte o bize çok farklı gelmişti. Paso cam göbeği diyoduk. Arabaların camında o rengin barındığını farkedince istobunda tadı kaçtı. Çok tasarruflu çocuklardık. Action man ve Doktor X serisi sevmezdik. Çamur yapıp yapraa sarardık. Çam ağaçlarından küpe-kolye yapardık. Evet biz kız çocuklarının oyunları çok saçmaydı ama erkekler de hep futbol oynardı beah. Saçma ama yaratıcıydık. İp atlamayı severdik en çok.

Yağmurlu bir günde sevmiştim seni. Ne çabuk unuttun eski günleri. Aaarko! A-R-K-O Arko..
...

Kendi uydurduğumuz oyunlar vardı. Kimisi vahşetle sonuçlanan. O an karşıdakinin acısında payın olsun olmasın anneler gelene kadar odada oluşan adrenalini tüm çocuklar eşit paylaşır. Bi akşam kuzenlerle toplanmışız jawscılık oynuyoruz. Biri katil balina olup yatakta kıvrılarak yanımıza geliyo, biz yataan sonuna dooru kaçışıyoruz. Bağrışlar kalp atışları hat safhada. Panik atak yaşıyoruz belki o an ama oyun işte o. Zevk alıyoruz o geberesiye korkumuzdan. Bizim kuzen çok ileri gidince camın üstüne dooru bi oturdu. Kırıldı göçtü cam. Bi korku bi telaş bizde. Üfül üfül esiyo rüzgar eve. Ses desen duymamalarına imkan yok. İdam artık cezası. Yataktan indik cenaze töreni havasında, dizildik makinanın önüne. Anneler gelsinde azarlasınlar bekliyoruz öyle. Yanlışım yoksa gülmüşlerdi sadece.. Ama göt korkusu oyunlar arasında en eksik olmayanıdır. İş eğitimi dersinde koşarak sınıfa giren Ongunun kafasına elindeki tığla çarpmıştı Seda.. Ongunun kafada sallanan bi tığ. Yarısına kadar girmiş. Hoca geldi hepimizde bi korku.. Çocuu şimdi bile görünce tığlı hali geliyo aklıma, ne kötü. Bide böyle bişey var. Hafızasında öyle kalırsın adamın.. Tutum haftası mıydı iş eğitimi dersi miydi neydi.. Tavuk+pilav yiyorduk. Toplu bi vatandaş da 3 tabak yedi yemekten. Hala çocuu görünce öğütülmüş tavukpilav gelir aklıma. İstifra etmişti koca göbek.
Bu kendi uydurduğumuz oyunlara ekleme yapmak istiyorum. Bi arkadaşıma ait yaratıcı oyunlar bunlar.. Kuzeniyle birlikte 'eroincilik' oynarlarmış. O ne be dedim ben dinlerken. Ya işte bildiğin eroincilik diyo manyak.. İğnesiz şırıngaları sobanın arkasına saklanıp kollarına batırırlarmış. Ölürlermiş sonrada.. Bide boğmaca diye bi oyun bulmuşlar. Biri diğerini yastıkla boğarken, tam ölmesine ramak kala cimcikliyomuş, duruyolarmış. Bigün artık tombiş bi kuzeni karnına oturup boğmaya çalışmış ve cimciklerini hissetmemiş de ölümcül bi oyun olduunu anlayıp bırakmışlar. Oyunlara bak. Bide yine aynı kuzeniyle çoraplarını top şekline getirip çocukları diye ortaya salar kavga ettirirlermiş. Sonrada çocuklarını korumaya gelip kendileri birbirleriyle kavga ederlermiş. Hobaa.. Bizim oyunlar daha masumdu üç kardeş.. Banyoya girince kovalara su doldurup süt diye birbirimize satardık. Kuzenim bigün annesiyle tartışıp odaya kapandı. Küçük kuzenle bana 'Evi yakıcam ben!' diye söylendi sinirli sinirli. Anaam. Yalvardık biz nolur Enes abi evi yakma bak başka insanlarda yaşıyo onlar da ölür diye.. Ve yakmadı biliyo musunuz? İknalarımız işe yaramış demek ki :)

Beni en güldüren oyun kukla oyunuydu. Biri ceketi ters giyer. Ellerini saklar. Arkasından bi başkası ellerini cekete sokar. Onun anlattığı hikayeye göre jest yapar.. Manyak keyifli bi oyundu. He bide şalvar. Babaannemin şalvarının içine girerdik. Belindeki ipi sıkardık. Ayak delikleride pencerelerimiz olurdu. Houuf anlatırken bile nefesim kesiliyo. O karanlıık izbee minnacıık yerden çıkmamaya çalışırdık.

Elimin üstünde kimin eli var, eski minder, şibidik kostik, yattı-kalktı, kulaktan kulaa, lodos-poyraz, akşam ebesi, yağ satarım bal satarım, limon, Abdulhamitin gözü, deli doktor, katil kim, kim-kiminle-nerede, cicoz.. Hepsi harika oyunlardı..

Keşke hep çocuk kalsaydık da tek derdimiz taşı seksek çizgisinden taşırmamak olsaydı..

25 Mayıs 2010 Salı

Koku


Derin bi nefes alırım. Beş duyunun ne kadar azını kullanırsan kalanları o kadar iyi çalışırmış ya, kapatırım sıkı sıkı gözümü. Tekrar çekerim ciğerime kokuyu. Hatırlaması için zorlarım hafızamı. Gelir gelir giderler. Karelerin önünü dumanlar kaplar.. Pes edersem kafamda günlerce bi siren sesiyle yaşıcaamı bildiğimden inat ederim hatırlamakta.. Heh, hatırladım!


Buraya kadar hep aynı.. Sonrası değişiyo;
'Vay anasını yaa bu küçüklüümüzdeki silgilerin kokusuu!'
'Hey allam bu şey bu işte otobüsteki çocuun parfümünden'
'Ya tırnağımı yakmıştım küçükken üüf onun gibi kokuyo işte'
'Anam bu lahana bebeklerin kokusundaan!'
'Ya bu köy evlerindeki çıkış kapısıyla ev kapısı arasındaki esinti kokusu vardır ya, ondan işte!'
vs vs..

Sanki beynim hayatımı kare kare deil de koku koku depoluyo.. Herşeyin bi kokusu var bende. Estaafurullah samut deilsiniz tabiki sizde de kokular var ama.. Ben koklamıyorum, yaşıyorum sanki..

Klostrofobim kokular nedeniyle başladı. O insan kalabalığının bunaltıcı kokusu çıkmam için dürterdi beni. Kalabalık sıkışık yerlerde nefes almak istememememle başlayan maceram, istesem de alamamamla devam etti..

Parfümleri de sevdim ama doğal kokulardı beni hep cezbeden. Başı döner mi bi insanın kokudan? Benim döner. Hoş olmayan kokusundan dolayı yemediğim yemekler var. Küçükken zorla yedirilip istifra etmişliğim de cabası.

Sevdiğim insanların kokularını hep şifreledim beynimde. Bana iğrenç gelmedi ter-ayak kokuları. Dış görünüşe belki bu nedenle önem vermiyorumdur, bilmiyorum. İstediği kadar dunlop boşaltsın üstüne, başımı döndürmüyosa kokusu ben o erkeğe erkek demem. Dur lan. İşte ondan yalnızım zaten. Mahkumum diyebiliriz yalnızlığa, aradığım kokuyu bulana değin. Varsın olsun. İşine, gücüne, dış görünüşüne bakıcak kadar sığ bi insan olmadığıma mutluyum(züürt tesellisi).

Bak şimdide yaamur başladı buram buram toprak kokuyo..

18 Mayıs 2010 Salı

Broken

Annem bana küçükken demişti ki; 'Birini ne kadar seviyorsan O da seni aynı şekilde seviyordur' Asla istisnası yoktu sanki bunun. Sadece sevme derecesi deil şeklide birebir aynı olmak zorundaydı sanki. Sanki annem o anlık fikrini deil de bi kanunu söylemişti bana.

Çok küçüktüm ama ben bu lafı öyle dooru öyle dooru bildim ki, hayatıma kazıdım. Başkalarına bile hep söyledim. Asla unutmadım. Çünkü o benim annemdi ve bilirdim asla yanılmazdı söylediklerinde.

O kadar çok kırıldım ki bu düşünceyi içimden atamadığım için.. Dooru sandıım için.. Bütün sevdiklerimin de beni aynı şekilde seviceene aptalcasına inandıım için..

Sandım ki ben böyle ağlarken aslında onlarda çok üzgündü..
Sandım ki aynı derecede umursanıyordum.

Çünkü eşit sevmiştik ya. Senin ruhun benim kalbimi tırmalarken, ellerimle sıkı sıkı kapattım ağzımı. Çığlıklarımı yuttum. Sandım ki benim ruhumda aynı şekilde sana acı veriyor.. Sandım ki senin de söyleyemediklerin var. Bu hep böyle başlar sandım. Bildiklerimi dooru sandım. Çünkü ben hep o sözün penceresinden baktım hayata.

Şimdi hiçbi sözüm yok.
Hangi pencereden bakmam gerektiğini bile bilmiyorum.
Kemiğim, kasım yok. Kanıyorum sanki sadece.

Nolur anne bana bi söz daha söyle..

16 Mayıs 2010 Pazar

Hayaller vol.1

Çocukluumdan beri hep başımı yastığa koyduum anda uyurum ben. Hiç yatakta dönüp durmam debelenmem. Ama o kısacık süreçte bile bir sürü hayal kurarım. Her zaman bu bahsedeceğim gibi mantıkdışı olmaz hayallerim ama hayal kırıklığınada asla uuramam. Onlar hayal dünyamda güzeller çünkü, bilirim. Belki benim o olayların gerçekleşmesi sonucunda vericeem tepki çok acınası durumlara sürükleyebilir hayatımı. Hem Ahmet Şerif İzgören de hayallerinizin ulaşılabilir olması gerekmiyor, hayaller sadece yaşama tutunma aracıdır diyor. Bilge bi adamın sözleriyle giriş yapıyorum ki iyicede aptal bişey sanmayın bari :)


En büyük hayalim; penguen beslemek. Ve üstüne çok düşünmüşlüüm var bu konunun. Ben bu pengueni aldım getirdim. İmparator penguen bu tabi. Ve yavru. Küçükken kardeş kardeş oynasınlar, büyüyüncede yalnızlık çekmesin eşsiz kalmasın penguenim diye 2 tane birden almaya karar verdim. Nasıl ki yazın buz pateni sahaları souk tutulabiliyo. Az birazda benim fedakarlığımla souk bi ülkeye taşınmış olsam.. Pekalada beslerim. Hem ülke deiştirdiimden hem 2 penguen satın almamdan hemde dil balığını seven bu hayvanlara hergün kilolarca dil balığı yedirebilitemden zengin bi insan olduumu çıkardım. Buz odalarında pıtır pıtır oynasınlar, bi sağ bi sol sallana sallana yürüsünler.. Bembeyaz göbüşlerine kafamı yaslayınca yelken kollarıyla beni sarsınlar. Yerim bee. Paralarım kız ben onları severken. Aaa bide bana torun versinler tabi. Böylece evlenmedende aile kurabilmiş olurum.
Böyle ciddi konuları hesaplamaktan isimlerini henüz düşünemedim. Fakat ıtır pıtır, Alara Dilara, Behzat Süheyl gibi bişey koymayı düşünmüyorum. Çünkü ben bunları gerçekleştirene kadar nüfus müdürlüğü hayvanları evlat edinme gibi bi yasa çıkarabilir. Sakata gelmiim.

Hani benim penguenlerim vardı ya.. Siliyoruz hepsini. Sar geri sar.. Yine ülkemdeyim, para sıçmıyorum ve ders çalışmak yerine saçma sapan hayaller kuruyorum. Gel oraya abi yine.. Hıhh. Şimdi senden ricam az daha geriye git. Pamuk şekeri diye bişeyin hiç olmadığı zamana. Pespembe, yenilebilen bi pamuğun varlığına aklımızın eremeyeceği bi zamana..

Diğer bi hayalim şekerle gıda boyasının ve pofudukluk katan şu an bilemediğim başka malzemelerin karışımıyla kendi bulduum ve sokaklarda deil kendi pamuk şeklindeki fabrikamda ürettiğim tadı tatlı, tarzı pamuğa benzediği için adını pamuk şekeri koyduum ürünümü halka sunmak. Bu öyle bi şeker olucak ki, bazı şerefsiz çalışanlarım formulünü satsalar bile başka fabrikalar imal edemicek. Tükürüyo muyum napıyorum bi ben yapabiliyorum bunu. Dilinizin üstünde kendi kendine eriyen patsitolardan bile daha çabuk eriyebilen bi şeker bu. Hem o kadar çabuk eriyen hemde dişlerinizde tıkır tıkır kalabilen bi şeker tatlıcığı. Çok ses getiren bi buluş olucak, işveç bilimadamları bu şekerin endorfin hormonunu artırdığına dair anket sonucu yayınlıcaklar. Ben bu pamuk şekerim ve fabrikamla başarı kitaplarında, yabancı gazetelerin ropörtajlarında yer alıcam. Tatlı tarifi kitaplarının pamuk şekeri sayfasını hiç yazamıcaklar. Pamuk şekeri makinası diye bi makina olmıcak. Annelerimizinde balkondan para atmasına gerek kalmıcak böylece. Gerçi o zamanda ya nohut ya macun için para isterdik ama olsun.. Pamuk şekerini googleladığınızda sayfalarca fabrika resimlerim, bayilerim ve mikrofon ve insan kalabalığından sıkıntımın yüzüme vurduğu çirkin pozlarım olucak. Dilimde hep pespembe olucak. Şeker Kız Candy'i reklam yüzüm olarak kullanıcam, o reklam çekimleriyle meşgulkende Teri'yi ben tavlıcam :) Teri zayıf olduu ve bende pamuk şekerimden vazgeçemediğim içinde light pamuk şekerlerine ihtiyaç duyup, onları üretip piyasaya sürücem..

Bende bu zeka yoksunluu sizde de bu sabır olduktan sonra yaz yaz bitmez bu hayaller..
Devam edicem..

Aslında çok resmiymişiz. Yinede ikimizde biliyomuşuz, birbirimizden hoşlanıyomuşuz. Yine birgün buluşmuşuz. Gözlerimizin konuştuunu sözlerimiz inkardaymış. Ellerimiz kavuşmamış henüz. Kapılarda bana yol verirken belime dokunurmuş eli. Pırpırlardaymış kalbim. Huzurluymuşum yanında. Gün boyu gezmişiz. Minik bi aşka hamileymişim, biliyormuşum. Nefes alıyormuş içimde ciğerlerimden ayrı. Yorgunluk bahanemmiş. Geceye sığınmış, başımı omzuna yaslamışım. Heyecanımızı hissetmişim. Aynı ritmdeymiş kalplerimiz. O gece aşık olmuşuz. Günler günleri kovalamış. Artık elimi tuttuğunda irkilmiyormuşum. Aklım ellerimizde kalmıyormuş. Çünkü 'biz' olmuşuz. Çok sevmişiz. Çılgınmışız. Her güne bi hikaye sığdırmışız. Aylar ayları kovalamış. Sevgi acıtır, sevgi yıpratır. Bizi de yıpratmaya başlamış. Direnmişiz. Tükenmemek istemişiz. Barışmalarımızdan emin, ayrılıklar yaşamışız.. Ama bu onlardan biri değilmiş. Yüzyüzeymişiz. Herşeyi konuşmalıymışız. Gücümüz yokmuş. Tartışmışız. Alevlendirmişiz. Alevlenmişiz. Terketmek için kalkmışım. Peşimden gelmiş. Nefret etmişim bizi de buna sürüklediği için. Diğerleri gibiymişiz. Ne olucaanı bildiğimiz bir senaryodaymışız. Bağırmışım. Yoluma dönmüşüm. Buğuluymuş yolum. Tutamamışım kendimi. Tutamamış kendini. Tutmuş kolumdan. Aşığım sana aptal demiş. Aptal olmayı en sevdiğim yerdeymişim. Son kötü sözüymüş. Dudaklarımız ait oldukları yerdeymiş artık..


Sallamışım hepsini. Ama güzel hikayeymiş..

21 Nisan 2010 Çarşamba

Yerin Dibi


Öyle bişey yaptım ki ben,hayatımda hiç bu kadar utandığımı hatırlamıyorum. Çok utandıımda vericeem tepkiyi bile daha dün öğrendim..

Üniversite 1.sınıfımda hep ülkücülerden arkadaşlarım vardı. Onlarla takılırdım. Siyasi bi nedenden deil,sayıca çoklardı. İyi çocuklardı. Bide millet asılmazdı onlarla takılırken,tavla falan atardık paso öyle geçip giderdi günler.. Durmuş isimli bi arkadaşım vardı. Şimdiye oranla daha hoppa-zıppa ve daha şuursuzdum. (Gerçi dünkü hareketimden sonra bu cümlem pek yerinde olmıcak ama özrüm var.) Durmuş ufak tefek tombiş sevimli bi çocuktu. Bende daha ülkücülerin olaylarından anlamıyordum. Birgün her zamanki gibi cafeye girdim Durmuşu arıyo gözlerim. Buldum fakat masada üç beş erkek daha var. Durmuş gördü beni. İleriki masayı işaret ettim,oraya oturucam babında. Bide ne alakaysa dil çıkardım çocua ben. Meer yanındaki adamlardan biri ülkücülerin reisiymiş. O masada da o an toplantı yapıyorlarmış. İşe bak hele.. Benim çocua dil çıkardıımı görünce olay çıkmış tabi.
Sonrasında üstünden çok sular aktı bu olayın,kapandı gitti ama ben unutmadım. O çocua karşı hep boynum eğiktir. Çünkü sanırım o olay nedeniyle dayak ya da tartaklanma tarzı bi muamele görmüştü çocuk benim yüzümden.
2.senemde erkek arkadaşım yüzünden bi daha görüşemedim ben hiçbi arkadaşımla ama unutmadımda Durmuşu.


Dün.. Facebook,Durmuş isimli birini önermiş bana. Gözlerime inanamadım. Baktım fotooraflarına arkadaşlarına. Fotoorafı bi kuş resmi. 80 küsür tane de arkadaşı var.. Arkadaşlarını gezerken tanıdıım bi çocua denk geldim. Hem aynı şehirden tanışıyoruz çocukla. Hemde Denizlide bizim okula gelmişti benden bi sene sonra.. Pek tanımam sadece selamım var.. Marmaris diye bi albümü vardı tıkladım. 4 tane deniz resmi var,o kadar. Ne çocuun ne de bi mekanın resmi var. Sadece 4 tane su fotoorafı.. E tabi gülme krizi geldi bana. Tek yapabildiğim ekranı ablama çevirmek oldu. İkimiz birden dakikalarca güldük. Bende o albümün fotooraflarının gösterildiği sayfayı resme çevirdim bilgisayara attım. İsminin olduu yerlerede siyah çektim. Tuttum kendi face'imde albüm yaptım koydum o fotoorafı. Maksat piçlik olsun. Millet gülsün. Bi hanımefendiye yakışır bişey deil yani. Ama o an o öküzlüüm çok doaldan geldi..

Kendime gelmem uzun sürmedi.. Ben o çocua güldüm. Çok lazımmış gibi uuraşlar sonucu profilime taşıdım bu olayı.

İki dk sonra Durmuş'u bulduum geldi aklıma. Mesaj attım..
'Ben facebook önerilerinde gördümde sizi.. Saçma bi soru olucak ama fotoorafınız olmadığı için sormalıyım,acaba beni tanıyor musunuz? Durmuş diye bi arkadaşım vardı da ünide..'

Hemen cevap geldi.. 'İyi akşamlar Betül.. Umarım iyisindir.Soru saçma deil ama ben bu soruya cevap yazmayayım!?? Aradan uzun yıllar geçmedi çünkü!'

Düşünüyorum.. Yo hayır durun. Düşünmüyorum. Çünkü gerçekten düşünsem o an cevap tam karşımda duruyo.. Bak tanıyo da beni bide sitem ediyo,sanki o beni buldu diyorum kendi kendime. 'O kadar hatırlıyosan buluverseydin bi zahmet,artist! :)) ' dedim. Çünkü Durmuşu bulduuma sevindim. Çünkü Durmuşla ben iki erkek arkadaş gibiydik. Öyle olmasak da lanlı lunlu konuşurdum gerçi,bi savunma mekanizması bu bende. Herneyse.. Durmuş sınıf arkadaşlarına sorsaydın kimim diye fln dedi. Bende şaşırdım. Hala tanımadığımı zannettiğini düşündüm. Dedim ki,yok yanlış anladın tanıdım ben seni de aradan uzun zaman geçmedi dedin diye sen bulsaydın beni dedim. Dakikasında bana cevap geldi. Ama yemin ederim size yerin dibi diye bişey var. Ve ben dün 23.49 itibariyle işte tam ordaydım. 'Peki Betül.. Durmuş hocan ben.. Hoşçakal..'

Zınk!.

Ben ki her ne kadar aazım bozuk gibi dursamda eğitim hayatım boyunca hiçbi hocama 'sen' demedim. Asla saygısızlığım olmadı. Üstüne birde,Durmuş hocam benim üniversitedeki en sevdiğim hocalarımdan biriydi. Ayrılırken diğer sevdiğim hocalarımla birlikte yemeğe çıkmışlığım,pek çok öğle arasını yan yana geçirmişliğim var. Bilgisayar okurken işletme dersini pek önemsemezdi kimse ama ben severdim. Hele şimdi işletme okuduumdan bol bol dua ediyorum o hocama. Yani soyadı dışında hiçbişeyini unutmadığım bi hocam. Kaç dakika orda öyle kaldım bilemiyorum ama bana sorsanız saatlerce derim. Zannediyorum gözümü bile kırpmadım.

Ben o Marmarise giden çocukla dalga geçtim. Bana yakışmayan bişey yaptım. Belki o çocuk yaptığımı görmedi ama resmen ben cezalandırıldım. Hocama karşı yüzüm düştü. Ve bu konuyu buraya taşıyarak kendimi rezil etmeye karar verdim.

Ben bi öküzüm. Bi daha asla ve asla insanların kusurlarını gün yüzüne çıkarmıcam. Valla da söz billa da söz

15 Nisan 2010 Perşembe

Çadır Filmi


''Facebookta en çok hayranı olan film 1.568.534 kişi ile Avatarmış. Biz 3D Çanakkale Çadır Filmi ile 5 milyon olur,Çanakkale'yi Facebook Dünya Sıralamasında 1 numara yaparız.

Gerçek kahramanların torunları milyonlarca Türk genci,beyinlerimizi avatarlar ve uyduruk kahramanlarla yıkamaya çalışanları Çanakkale filmi 3D Çadır ile ezer diyorsanız dostlarınızla birlikte Çadır Filmi hayran sayfamıza bekliyoruz.


Çadır Proje Genel İletişim Sorumlusu
Esra AYRAL


28 Mart 2010 Pazar

Çadır Filmi

Çadır Filmi Casting Direktörlüğünden Lise ve Üniversite Öğrencilerine Duyuru;


(1924 yılında yayınlanmış olan Karasi İdadi Sultani Lisesi Salnamesindeki 1916-1917 yıllarına ait kayıtlardan)


''Bu sene-i dersiyede Harbe-i umumi münasebetiyle mektebin 12,11 ve 10. sınıflarda talebe bulunmadığından sınıflar 9dan başlıyor.1914-1915 yılı kayıtlarında sınıflarında görülen bu öğrenciler 1915-1916 ve diğer yıllara ait kayıtlarda görülmemektedir.Onların sınıfları tamamen boş kalmış,sınıflarda görülen 1 veya 2 öğrenci ya naklen gelmiş ya da hasta olduğu için arkadaşlarına katılamamıştır.Bu nedenle mektebimiz,takip eden 2 sene mezun verememiştir.

1914-1915 ve 1915-1916 ders yılı mezunlarının ise hepsi Çanakkale'de şehit olmuşlardır.

Onlar 10,11,12. sınıflarda okuyanlar,Çanakkalede şehit olarak mezun oldular.''

Çanakkalede savaşan şehit ve gazileri aynı yaşlardaki liseli ve üniversiteli öğrenciler canlandıracaklar.

Çanakkale savaşını konu alan,haziran 2010da çekimlerine başlanacak,tamamen Türk yapımı,ilk 3 boyutlu 'Çadır' isimli sinema filminde;

Çanakkalede şehit ve gazi olan askerlerimizi canlandırmak üzere Türkiyenin tüm illerinden 16-22 yaşlar arasında öğrenciler seçilecektir.Her ilden ailesinde bir şehit ya da gazi olan 4 ve filmde yer almak isteyen diğer 4 olmak üzere tüm illerden 8er erkek öğrenci,81 ilden toplam 648 öğrenci başvurular arasından seçilerek görevlendirilicektir.

16-24 yaş arası lise ve üniversite öğrencisi 30 öğrenci bayan,filmde farklı rollerde görev almak üzere seçilecekler.(Bayan öğrencilerde de 15i şehit ve gazi torunu,kızı,kardeşi vb. yakınları arasından seçilecek.)

Oyuncu olmaları ve deneyimleri dikkate alınmadan,sadece kabiliyetleri ve rollere fiziki ugunlukları değerlendirilmek sureti ile yapılacak seçmelerden sonrs,gerekli olan eğitim,ekiplerimizce verilecektir.

Çekim zamanı planlamalarında,öğrencilerin okullarını aksatmayacakları tarihlere dikkat edilmiştir.

Eğitim ve çekimler için seçilenlerin yeme,içme,konaklama,sigorta vb. giderleri karşılanacaktır.Rolleri gereği yapılacak set çalışmalarında ve film çekimlerinde günlük figürasyon ücreti ödenecektir.Seçilenler 18 yaşın altında iseler veli müsade belgesi istenecektir.
Başvurmak isteyenler şehit ve gazi yakını iseler başvuruları sırasında kısaca açıklayıcı bilgi yazmalıdırlar.

Tüm başvuruda bulunanlar;yaşları,okulları,yaşadıkları il,ilçe ya da köy,kardeş sayıları vb aileleri ile ilgili durumlarını anlatan yarım sayfayı geçmeyen bir başvuru mektubu ile bir yakın yüz ve bir boy fotoğrafı ve varsa facebook linkleri,irtibat telefonları gibi bilgileri yazmalıdırlar.

Başvurular ile ilgili değerlendirme sonuçları facebook Çadır Filmi Grubu üzerinden duyurulacaktır.

Tüm illerden başvuruda bulunmak isteyen öğrenciler Çadır Filmi Cast Direktörü Emin Yaşar'a hitaben,
castingcadir@hotmail.com adresine e-mail gönderebilirler.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Sevebilememek

Biz adamı öldürürüz..

Valla.
Kim miyiz?
Türk halkı..

Sadece ikili ilişkilerde deil ünlüleri sevmek konusunda da yeteneksiziz..

Yer;Feridun Düzağaç hayran sayfası/Facebook..
Feridun Düzağaç,kendisi adına açılan hayran sayfasından ve kişi sayısından hoşnut olmamış ve kapatılmasını istediğini iletmiş sayfa yöneticisine.. Yönetici naapmış.. Gitmiş kocaman sayfa başlıına yazmış adamın dediklerini.Bu insan hayran sayfası açıcak kadar çok FD sever-güya-. Daha da komii altına gelen yorumlar. FD hayranları adama demediklerini bırakmamışlar.Beenmezse beenmesin.Biz onun için açmadık.Biz zaten onu deil şarkılarını seviyoruz. Cartcurt. Lan.. Hani seviyodunuz? İki konu öncesinde taptığınızı sölüyordunuz ya adama. Dengesiz dingiller.. Hoşuna gitmediyse adamın tavrı,kapat sayfasını. Yoo.. Severkende aşırıydık söverkende aşırıya kaçmalıyız..

İkinci bi ünlümüz,en haketmeyenlerden.. Teo'm. Kenan Evren'i alkışlayan 'kendi' arkadaşlarına 'salaklar' diye hitap etti. Teomanın hayran sayfasında bu video paylaşıldı.Altına yapılan yorumlarda algısı zayıf zavallı kızcaazlarımızdan tutun,Anti-akpciler,Akpciler,Teomanın 18 yaşını doldurmadığı halde yaşı 18 gösterilip idam edilen arkadaşını bilenler.. Ve hatta hiçbişey bilmeyenler.. Herkes ama herkes yorum yazdı. Konu itibariyle deil ama Teomanı kutlayanları garipsemedim.Çünkü hayranları.. Adam orda cesaret gösterip siyasi bi konuda konuşabilmiş ya,sırf bu yüzden bile takdir edilmeli. Fakat sövenler de hala Teo hayranı olan adamlar. Komik ya.Komiiz hakkaten. Bi tanesi iyice saçmalayıp hayranı olduu adama 'Pabucumun rockcısı' dedi iyimi. Kafamı herifin alnında tokurdatasım geldi..

Bu kadar ünlü olmayan ama o yolda hızla ilerleyen ve benim de çok desteklediğim Kaan Baybağ.. Yetenek sizsiniz'in MJ'si. Dün fakelerin arasından özenle seçtiim bir Kaan Baybağı ekledim. Ama fekat o da fakemiş. Bugün abisi saolsun,dooru Kaanı buldum.Çocuun profil sayfasını görseniz.. Hiçbi yorumu yok.Tek bi fotoorafı ve başlıına yazdığı tek bi yazısı haricinde hiçbirşeyi yok kendine ait. Öldürmüşüz çocuun sayfasını. Bouyoruz insanları.

O kadar üzülüyorum ki ünlülere.. Olmadıkları şekillere sokup yanlış tanınmalarını sağlıyoruz. Hamur gibi oynuyoruz hepsiyle. Taparcasına yüceltenler de biziz,ağır ithamlarda bulunup onları ve ailelerini üzenler de.. Hatırlarsınız Hıncal Uluç'un Emre Belözoğluna söylediklerinden dolayı Emrenin annesi rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Değer mi?

Ses yetenekleri,dans yetenekleri,futbol yetenekleri var. Haketmiyorlar onlara yaptığımız iyi-kötü hiçbir muameleyi..

Ama böyle gelmişiz böyle gidicez.. Bakalım daha kimleri kimleri harcıcaz bu uurda..

10 Şubat 2010 Çarşamba

Sıçışlardayım

Bi blogcu yoğun bi dönemindeyse kafasında bir sürü eskiz post birikir.Onu yaziim,şurayı yaziim,şu konuya değiniym.. Fakat en az post çıkardığın dönemlerde bu dönemlere tekabül ediyo nedense.


Bende iki haftadır Afyon,Denizli,Bursa..Gezdim gezdim.. Nargilesizlikten geberiyormuşum gibi her gittiğim yerde nargile içtim-hala yuvarlayamıyorum dumanı-.. Sevdiğim özlediğim insanlara kavuştum. Yeni ve çok tuhaf insanlar tanıdım.Mavi saçımla ulucamiye girerken tüm gözleri üzerimde hissettim. Ama tek bi postluk olayı kafamda toparlayamadım.

Amma velakin sıçışlarda olduum konu bu değil. İçinde bulunduum kısır döngüde daha önce hissettiklerime denk geldi kalbim. Döndüm dolaştım yine içimdeki aşka tosladım. Hiçkimse o adama benzemiyo.Ne kadar heyecan duyarsam duyayım onunki kadar uzun süreli olmuyo. Ve hala ben o adamı bulamadım.Evet aşığım.Ona aşığım.Bir türlü gerçek bi insanla bütünleştiremiyorum onu.Herkes öyle kusurlu kalıyor ki yanında.. Gerçekten herkes için doğru bi insan var mıdır? Yoksa ben zaman zaman fazla mı hayalperestleşiyorum.. Tanımadığı birine aşık olan ben miyimdir acaba sadece.. Onunda kusurları var biliyorum.Benim düzeltmeye kadir olduum kusurlar.Bütünleşmemizi sağlıcak olanlardan..

Böyle saçmaladığımada bakmayın realist bi insanımdır aslında.Ama sanki bu düşünce iki yönden çekiştiriyor kolumu. Bi yarım çektiklerimden ve insanların gereksiz cesaretsizlik korku trip ve baskılarından sıkıldığım için istediğim erkeği içimde oluşturduum ama asla öyle bir erkeğin var olmadığı düşüncesinde diretiyor.Diğer yarımsa daha optimist. Evet var öyle bi erkek ve bunca beklemene sabretmene deyicek. O yakınında. O da seni hissediyo ve bekliyo.Lütfen umudunu kesme ondan diyor..

Çakıyorum ikisinede birer tane! Susun nan ders çalışıcam diyorum.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Finally


Yaptığım tek şey ölümü dilemek.Dikkat ettim çok istiyorum ve çok ciddiyim bu konuda da. Ama bunun mutsuz olmamla alakası yok..
Biraz geri durup hayatımıza kuş bakışı baktığımızda çok trajikomik bi kısır döngü görünüyor. Oyuncaanın içinde dönen hamsterlar gibiyiz. Hayallerimiz isteklerimiz var ve çabalıyoruz.Ama ne? Ne için? Gerçekleşirse mutlu,gerçekleşmezse mutsuz oluyoruz.Evet okumayı deli gibi istiyorum.Deliriyorum işe yarar bi insan olmak için.. Ama nasip olurda seneye okuyor olursam da ölmeyi isticem.Neden yaşamak istiyim ki? Nasılsa ölücem.Eğer tercih yapma şansım yoksa,kaçınılmaz bi sonsa ölüm.. Neden çırpıniim yaşamak için? Sadece vakti boş geçirmemek amacım. Ölücem diyede depresyona girmiyorum.Ama yaşamımın uzun sürmesinide istemiyorum. Kısa ve öz olanı makbul. Ne ölümden korkuyorum ne de etrafımda biri ölürse diye korkuyorum.Bu bi sıra olayı..Belli kaderlerimiz var,belli yaşlarda ölücez.. Farklı zamanlarda dünyaya geldiğimiz içinde tablo daha çok kaymış ve illaki birilerinin ölümünü görücez.Allah hepimize güzel ölümler nasip etsin.Düzenli ölümler.. Kimse evladının ölümüyle imtihan olmasın dilerim.


Bir diğer yazma nedenimde..Sonunda izledim pudra filmini.. Ama ne izlemek.. Vcdcime yalvarmıştım internetten indirsin diye.Naaptı etti indirmedi oyaladı beni.Sinirlendim internetten buldum.3 bölüme ayırmışlar onuda.Ouff yüklendi yüklenmedi carcurt derken.. Sabahtan akşama kadar anca izledim.Koca bi pazar günü boyunca tek bi film izledim yani.. Ama değdi.. Harikaydı.Hiç 15 sene önce çekilmiş bir film gibi değildi.Yalnız hafızamda kaldığı gibide çıkmadı.Öyle tuhaf bi sarmalı var ki beynimin.Eminim depolama kısmında bir sorun var.Emin olduum tek sahnesi vardı çocuun en sonunda sola dooru kıvrılan bi yolda şimşekler içinde yürüyerek kendini ölüme teslim etmesi ve arkasındaki kötü çocuklardan kaçışı.Ama ne çocuk vardı ne kıvrık yol.Bildiğin düz tarlada yürüdü.Hemde ben mutsuzdu üzgündü diye hatırlıyorum.Nerde lan.Çocuk gayet mutluydu.Ölümün ne olduunu anlamış olmanın rahatlığı,huzuruyla kendini teslim etti.

Öyle olsa ya.. 'Alacağımı aldım hayattan' diye düşündüümüz zaman bir şimşekle yoketsek ya kendimizi. Ne harika olurdu. Açar idim bağrımı koşar idim yıldırımlara..Ouuff ooff.. Ölümü beklemek zor.İnsanlar öyle yorucuki..

Ölüm zamanımızın bizim insiyatifimize bırakılmamış olması kaderin en ağır tokadı diye düşünüyorum..