Apple' ın kurucularının logo olarak ısırılan bir elmayı seçmelerinin nedeni matematik dehası Alan Turing' e olan hayranlıklarıymış. Turing ölümü ilginçtir ki kendi hazırlamış olduğu siyanürlü elmayı ısırarak hayata gözlerini yummuş bir dahidir.
İkinci dünya savaşı sırasında şifreli mesajların çözülmesinde büyük katkıları bulunan bu tuhaf bilim insanı Alan Turing ile ilgili ilginç notlar:

Alan Turing
  • Hindistan' da görevli bir devlet memurunun ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi.
  • Fazlasıyla utangaç ve sıkılgan bir insandı.
  • 16 yaşında Einstein' in izafiyet teorisinin en karmaşık kanunlarından birini, kimsenin yardımı olmadan ispat etmeyi başarmış.
  • 1929' da platonik aşkı fen dehası arkadaşı ölünce, teorik matematik ve hemcinsleri onun en büyük tutkusu oldu.
  • Bilimsel araştırmaları ve yayınlarıyla kısa sürede çok genç yaşta uluslararası bir şöhret kazandı.
  • Bilim tarihine 'Turing Makinesi' olarak geçen 'sanal makine' bilgisayarın atası olarak bilinir.
  • İkinci dünya savaşı onun için bir dönüm noktasıdır.1939' da Almanların efsanevi kripto sistemi Enigma' yı çözmek için varını yoğunu ortaya koydu.
  • Turing, pazar günleri bisikletle kırlarda gezmeye çıkarken, saman nezlesinden korunmak için gaz maskesi takan, lafların yarısını yuttuğu için ne dediği iyi anlaşılmayan, pantolonunu tutmak için beline ip bağlayan biri olmakla beraber bilgisayarın ilk mucidi olması garip bir durumdur.
  • Savaş sonrası çok gizli bilgileri ve sırları elinde bulundurduğu düşünülen Turing hedef haline geldi. Bu sırların korunması için İngiliz gizli servisi Turing'i takibe aldı. Homoseksüel olması nedeni ile 'aleni ahlaksızlık' iddiasıyla yargılandı. Turing' e 2 yıl hapis ya da 'kadın hormonuyla tedavi' yani kimyasal kısırlaştırma cezası verildi.
  • Dahi matematikçi ikinci şartı seçti. Önce iktidarını kaybetti, sonra göğüsleri büyüdü. Tedavinin birinci yılında, her gece yaptığı gibi bir elma yedi ve yatağına uzandı. Elmaya siyanür enjekte etmişti. Bir daha uyanmadı.
  • Efsaneye göre Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, dahi matematikçinin en sevdiği masallardan biriydi.

5 Ağustos 2011 Cuma

Geçi(ri)ş Dönemleri!


Farkettim ki aldığım eğitimle ilgili hiçbişey yazmamışım. İlerde birgün bloğumu karıştırdığımda bu dönemle ilgili neden hiçbişey yazmadığımı merak edicem. Kaşınıcam ama hatırlayamıcam. Bu yazı şahsıma gelsin.


Bi geçiş dönemindeyim. Hiç hızlandırılmış bi eğitim almamıştım. Ki bilirsiniz eğitim sistemimiz asla insanları zorlamaz, sınırlarını anlamalarını sağlamaz. Seviyemden aşağı diye çoğunu çalışmadığımız derslerden ve en çok aşşağıda olanlardan çakmamızdan ibarettir. Şimdiyse hergün yüzlerce yeni şey öğreniyorum. Tabiki bu geçiriş olan kısmı değil, memnun olduum kısmı.

Fakat ben o sınıfta mutsuzum. Öğrendiğim herşey beni deli gibi mutlu ederken, hayatımda en sevdiğim şey öğrenci olmakken, bir yanım hep saate bakıyor. Çıkmak istiyorum. Ve ben son bir aydır hissettiğim bu duygudan nefret ediyorum. Sanırım kötü bi insan olmaktan korkuyorum. Belki şimdi de kötüyüm ama daha kötü olmak korkutuyor beni. Bigün öğretmenimiz bu eğitimin sonuna doğru herkesin birbirinden nefret ediceeni söyledi. Kavga edicekmişiz. Torpil olduunu düşünücekmişiz. İşe girebilenleri dışlıcakmış giremeyenler. Hayır hocam bu sınıfta asla öyle olmaz dediğim günü hatırlıyorum. Çok üzülmüştüm o gün de. İnsanların kötü olabildiklerini tabiki biliyorum ama o yönlerini hiç görmek istemiyorum. Bende tuttum soyutladım kendimi sınıftan.. Neden yaptığımı bilmiyorum ama hiç olmadığım bi Betül var orda. Şimdi yavaş yavaş şekillenen durumlara şahit oluyorum. Bölünmeleri görüyorum. Ben hocanın sözünü yalanlarcasına inatla önyargılı olduum insanları sevmeye başlarken, milletin birbirini sevmeyişini izliyorum uzaktan. İlerde bu dönemimi merak ettiğimde şunları düşündüümü bilmemi isterim. Bi işe giriym ya da girmiyim asla umrumda olan bu değil. Ben değiştim. İnsanları sevmeye çalışırsam sevilecek insanlar kazanabildiğimi gördüm. Bişeyi bilsem bile bilmediğim taraflarını daha çok vurgulamanın bana pek çok şey kazandıracağını öğrendim. Bilmiyor gözükmenin eskiden düşündüüm kadar korkutucu olmadığını öğrendim. Eskiden girdiğim ortamlardaki kadar çok insan kazanmıcam. Belki de hiç. Ama çok fazla şey öğrendim. Öğrendikce de daha küçüldüğümü gördüm.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Kafam(ı) koydum!

Kafa çarpmak çarpmalar içinden en rezilcesi bence. Çok çarptım ordan biliyorum. Burun çarpmak da kötüdür çünkü çok sızlar. Kendine gelemezsin gözlerin sulanır hatta kayar. Aazını yüzünü toparlayamazsın bi. Yinede kafa çarpmak birinci sırada.

Canımın içisi bi arkadaşım var. Bayılma hastası. Bayılmaya hasta deil pek tabi ama bayılıyo işte. Epilepsi teşhisi koymadılar ama bi nedende bulamadılar. Bayıldığını ilk kez gördüümde halk otobüsündeydik. O, sevgilisi ve ben. Nasıl içim parçalandı onu öyle görünce. Neyseki çabuk toparlandı otobüsten inmek üzereyken ayılmıştı. Sevgilisi eşyalarımızla sevgilisini koluna taktı önden önden yürüyorlardı. Bende sevgilimle telefonda konuşuyordum. Çok şiddetli yaamur yağıyordu. Kaldırım demek için çok alçak, yol demek için çok dar bi taş dizisinin üstünden ilerliyordum. Bir birinci katın balkon çıkıntısının tam köşesine kafamı geçirdim. Sonra dengemi sağlayamayıp yerdeki su birikintisine düştüm. Bacaklarımı bir araya getirip toplanıp da kalkamadım bide. Arkadaşım kusa kusa giderken arkasına bakıyor. Yerde debelenen arkadaşını görüp yanına koşuyor.. 'Betül noolduu?' dedi ama cevap veremiyorum ki. Dilim uyuşuk dönmüyo aazımda kocaman olmuş. Zaağzı zazzıığ dedim ama sesimi ben bile duyamadım. Bikaç saniye sonra toparladım 'kafamı çarptım?!?' dedim..

-Neden yerdesin o zaman?

O anda unutmuştum nası yere düştüümü. Ayaamın üstünde durabildim ama düz yürüyemedim. Enişte bi kusan sevgilisine koşturur, bi sarhoş arkadaşına. Bıraktı bizi eve gitti tabi arkasına bakmadan çocuk. Ben ayaamı burkmuşum şişmiş. Kafam zaten bi milyon. Kız üstünü çıkarırken yeniden kusmaya gider. Dönerken bana buz getirir. Altında bildiiniz çocukluumuzun kalın külotlu çorabıyla geziyo kızcaaz. Bi ağlarız bi güleriz halimize. Sevgilime ulaştım, ya bi su sesi duydum dedi. Bi kriz geldi bana. Anlatıcam ama gülmekten konuşamıyorum ki. Çocuk bide o zaman yeni sevgilim olmuştu. Saolsun terketmedi beni. Bizde söylemedik biri ranzadan atlamak biride kaldırımdan inememek suretiyle iki defa ayrı ayaamın bileğini kırdığımı fln..


Bugünde evde temizlik yaparken kafamı dolaba çarptım. Hiçbişey olmamış gibi silmeye devam ediyorum ama Tom'un kapana kısılan parmaa gibi zonkluyo kafam. O derin sessizlikteki çaat! sesi geldi aklıma bıraktım bezi gülmeye başladım. Kendi kendime güldüm güldüm sonra kalktım hiçbişey olmamış gibi işime devam ettim.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Tesadüfler Vol.2






Şu yazımı hatırlarsınız. Daha yazalı pek olmadı ama ikincisini yazacak kadar tanıdık gördüüme inanıyorum 2 ayda. Git gide geliştiriyorum anacım kendimi. 20 günde 1 tanıdığa kadar indirdim. Kasabada yaşıyo gibiyim.




Arkadaşımızın düününe birgün kala damadı istiklalde(!) dibimizden geçmek suretiyle gördük.
Hafta başında da boş metrobüs görmenin telaşıyla koltuklara abanıyordum ki kıvırcık saçlı kuzenimi saçından tanıdım.
Dün de söğütlüçeşmeden boğaya çıkarken Sencer abimi gördüm.

Bu ne kadar böyle devam eder bilmem. Sadece takibini yapmak istiyorum.

Dikkat Betül çıkabilir!

19 Haziran 2011 Pazar

Pot diye söyledim!


28472942 tane mekan değiştirmekten olsa gerek, kafam bi milyon. 2 senedir devamlı başka bi yerlerde uyanıyorum. Paso taşındım. Şehir olsun ev olsun devamlı başka bi yere kıvrılıp uyur vaziyete geldim. İnsanlar sabahları ilk uyandıklarında akıllarına sevgilileri geliyo, gülümseyip yanlarına dönüp yatakta hepişlenmeye devam ediyorlar. Ben gerizekalısı, 'bismillah nerdeyim' diye bi iç sesiyle kalkıyorum. O beyinden nası verim beklersin gün içinde?

Ki tam verim alamasam da ne kadar çalışsa kardır diyordum, olanı da yitirdim. Bütün şehirlerdeki insanlar birbirine karıştı mı? Hangi olayı kiminle yaşadım toparlayamıyorum. Bazen bi ünlü görüp ya bu benim hangi sınıftan arkadaşımdı diye hebeliyorum. Bazen de zamanında el ense çektiğim adamları tanımıyo beynim. Olanı unutursun da olmayana nası senaryo yazarsın be beyincik?

Üstüne bide pot üstüne pot kırıyorum. Rezil olmak neyse de birilerinin arasını bozucam bigün!..

Bi yaz sarosa gitmiştim. Hatta büyülü bi arkadaş gezisiydi bu hatırlarsınız şurdan. Bikaç gün önce o gruptan bi çift dostlarımız dünya evine girdiler. Aynı akşam bende yerin dibine girdim. Sarosdayken tanıştığımız bi arkadaşımızı gördüm gündüz nikahta. Nasıl hoşuma gitti sevgilisiyle el ele göz göze. O zamanda askerdeydi çocuk. Çok seviyodu onu izin gününde almış geri bırakmıştık. Bigün için eziyet çekmişlerdi. Sadece sevgileri için. Nası bi duygusala bağladım ama anlatamam. Bi yanımda evlenen çiftler birbirine aşkla bakar ağlarım, diğer yanda 3. senesine girmiş çiftler. Bittim ben havalarda uçuyorum. Sanarsın anne oldum, evlat mürveti gördüm, kanser atlattım falan. Nası bi abartılı mutluluk..


Kız bizi tanıyamadı ya da aslında içinde bi yerlerde ne kadar gerizekalı olduumu biliyordu selam vermedi, bilemiyorum. Akşam partiye gittik. Kız sevgilisiyle yanımıza yaklaştı. Birbirimizi sadece bikaç günlük tanıyor olduumuzdan bi sessiz hava oldu ortamda. Ben en son sıradayım. Çok bokum çok deliyim ya. Böyle bi pür dikkatliyim, insanlara değer veriyorum ya. Tuttum sevgilisiyle tanıştırırken 'askerden dönmüşsünüz' dedim otuzikidiş. Ben sırıtırım kız sırıtır. Ben sırıtırım kız sırıtır. Anladım ki o çocuk o çocuk deilmiş. Ne bilim lan ben?! dedi içimdeki öküz çıktı işin içinden. Hadi sen toparla Betül hanım. Yanımızdaki erkekler fıydı gitti. Canım ablam konuşuyo gülmeye çalışıyo fln. Ben ufalıyorum ufalıyorum. Şezlongtaki bi böcek kadarım. Çocuk bişey derse ayrılırlarsa küserlerse.. Beynimi yidim.

Neyseki küsmediler ayrılmadılar kimse kimseyi bıçaklamadı. Şükür. Güldüler eğlendiler gece boyu. Benimle bi daha muhattap olmamalarından da olabilir mesutlukları tabi.

Şimdi evimde uyaniim. Ortalama bi zekayla günü tamamliyim. Şükrederek uyuyorum. Çok pis temkinliyim kaç gündür az konuşuyorum. Hoba tımbırtıp.

17 Haziran 2011 Cuma

Cılkı, Çivisi, Boku

Biz çocukken -ki aman aman eski bi zamandan bahsetmiyorum- bucak bucak kaçırırdı abilerimiz babalarımız bizi. Otobüslerde emin köşelere teslim edilirdik. Abi arkadaşı geldi mi odasına girilmezdi. Sofrada bi espri bile yapılsa sakince belli belirsiz gülünürdü. Utanırdık. Çocuklar da temkinliydiler, yemek vakti gelmişse rica minnet anca otururlardı soframıza.

Aile dostlarıyla oturmalarda hem pire gibi hizmet ederdin hemde aman dikkatli giyin aman çok eğilme. Baldır bacak karşılanmazdı misafir. Yatılıysa hele ouuy ortalarda çok görünmezdik bile. Herkesin de birbirine saygısı vardı. Hiç de kadın-erkek eşit deildi. Herşeyi en önce ve en çok erkeklere ikram ederdik. Annemin abimi kayırdığı nice durum bilirim. Hiç de ezildiğimizi fln hissetmiyorduk. Aksine memnunduk, ikramda bizden önceyse nolmuş. Bavulları hep o taşırdı. Erkek işi adı altında bi dolu pis işten sorumluydu. Annem bayram sabahları babamın elini öperdi. Hiç de baş kaldırmıyordu bi bayramda sen el öp hadi bakalım diye. Hala bile en özlediğim anlardandır. Eşitlik yoktu ama bi 'denge' vardı hayatlarımızda. Eşi geçtim, sevgili bile özeldi. Korunur kollanırdı. Kadına saygı vardı çünkü o ortalara atmazdı kendini eşitiz eşitiz diye. İş sektörüne girip, param elimde diyip kocaya baş kaldırması gerektiğini de düşünmezdi, yapamıcaa işler dahil binbir türlü işe kalkışıp işsiz erkek -dolayısıyla da eve ekmek getiremeyen erkek- profilini çoğaltmazdı. Evdeki hanımının yüzüne bakmayıp işteki tayyörlü kadına el pençe divan duran onursuz erkeklerden de bihaberdik.


İşte benim kafa kaldı oralarda bi yerlerde. Gelemedim ayak uyduramadım bu düzene. Şimdi gençlerin yaptığına yaşlı teyzeler gibi aazım açık bakınca aile yapısı öyledir onun diyorlar. 'Aile' olmanın yapısı gerektirirdi zaten düzgün olmayı. Başka bi yapı yoktu ki. Ben dahil hepimiz bi parçasıyız bunun. Bi yerlerde açık veriyoruz. Eskiden köşe bucak kaçırılan bayanlarken şimdi erkekler de ciddi derecede kollanılmaya muhtaç.

Cılkı çıktı bu düzenin. Biz bozduk biz düzeltmeliyiz. Tutun ucundan adam edelim şu hayatı. Kendimiz örnek olarak başlayalım bu işe. Tekrar utanabilelim. Tekrar kulak tıkayalım başka hayatlara. Tekrar saygı duyulalım, yalvarırım.

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Be Brave

Bende fal baktıranlardanım, evet. Hatta kendimde güzel sallarım. Çok kızsal bişey sanıp ee üü yapmayın erkekler çok daha inançlılar bu konuda.

Hislere de çok inanıyorum. Mayaların kafa patlatıp fikir yürüttükleri dönemlerin tam ortasındayız. Bi zaman gelip iyi insanların kötü insanlardan çok net ayrılacağını ve iyi insanların his dünyalarının, manevi duygularının genişleyeceğini söylemişler. Cem yılmazın dediği gibi, kimse kendini cehennemlik görmez. Pek tabii bende iyi bi insan bilirim kendimi. Bu uurda çabalarım da hatta.

Ve başıma gelen kötü olaylarla ilgili değişik bi tavır geliştirdim zamanla. Bi dua çeşidi buldum kendimce. Biri bana kötülük yapınca ona beddua etmiyorum. Eskiden Allaha havale ederdim. Onu bile söylemiyorum artık. Daha oyunsal bakıyorum bu iyi/kötü döngüsüne. O kötüyse -1dedir. Yalan mı. Kalp kırdı bi kere. Ben üzülen kırık tarafım +1deyim. Beddua edip sıçmadığım sürece +1im ben. Olay sonunda hemen gözyaşlarımızı silip duaya başlıyoruz. Diyoruz ki, o kötülüğünün karşılığında kötülük görmesin. Ama ben 1 joker alayım. İşlerim düzelsin şansım açılsın. Bakın böylece iyi bi kul ayaayla yırtıyoruz olaydan. Canımızı acıtanlar hayatlarımızda barınamıyorlar. Umrumuzda da olmuyor ne çekmiş çekmemiş. Ben 1 jokerimle yoluma devam ediyorum. Kilit noktada bu cümlede yatıyor zaten. Yolumuza devam etmek.
Geçen hafta işten ayrıldım. Tam ondan önceki hafta patronumla 3 saatlik toplantı yapıp bişeyleri yoluna koymuştum, tüm iş arkadaşlarım adına ortamı daha düzgün hale getirdiğime inanmıştım ki bi eğitime hak kazandım. İşkurun bir bilgisayar akademisine verdirdiği, 100 kişiye %100 burslu verilecek sistem eğitimi. Şevo link atmıştı iki hafta önce aazından salyalar aka aka. Başvur başvuur kesiin. Başvurdum ama ummuyorum bişey. Ummak da istemedim. Sevgilimle aynı işte çalışıyorum. İş arkadaşlarımı çok seviyorum. Patrona da meramımı anlatmışım. Zam bile almışım. Çalışma saatlerim çok ama sevgilimle çalışıyorum yani! Öle bayıla devam ediyorum işime..
Çok tevekküllüyümdür bildiğiniz gibi deil. Ama tevekkülüm dinden ziyade tevekkül etmediğim konularda ağzımın payını almaktan gelir. Akademiden aradılar beni mülakata çaardılar. Çalışıyorum ben dedim. Çalışanlar için deil eğitimimiz dedi. Yinede gelemez miyim mülakata falan diyorum ben. İşin dalgasındayım. Pazarları açıklarmış aldım randevuyu. Pazar gittim Salı aradılar bi daha. 1 ay içinde belli olucaktı 100 kişilik grup. O 100 kişiye seçilmeyi geçtim. Adam dedi ki bu hafta başlayanlarda 2 kişi eksiğimiz var mülakatlardaki en iyileri bu gruptan başlatmak istiyoruz. Gelir misiniz? Gelir misiniz? Gelir misiniz? Böyle yankılanıyo sesi kulaamda. İçerden fısırdak aazlı sevgilimin fısır fısır sesi geliyo. Olaanüstü hallerde zaman genişler ya, o bikaç snde neler neler düşündüm..

Hiçbirini yapmadım ama. Ne sevgilimden ayrı düşmeye kıyamayıp 'hayır' dedim. Ne telefonu yüzüne kapattım -ki inanın en baskın düşüncem buydu. Ne de evet dedim. Size ne zamana kadar dönmem gerekir diye sordum. Bikaç saate dönerseniz iyi olur dedi. O anda kafayı kırıp döncem ben sana dönceem diye Ankaralı Turgut gibi oynamaya başlayabilirdim ama şükür o kadar da kaybetmemişim aklımı. Bildiğiniz gibi deil çok üzüldüm. Sevgilime sordum, aileme sordum. Herkes kesinlikle katılmam gerektiğini söyledi. Deli bi şans olması lazım ki 100 kişinin arasına girip, tutup 100 kişidende 2sinin arasına girip, insanların şubatta mülakata gittiği eğitime mülakattan 2 gün sonra çağrılabileyim. Rabbime şükürler olsun zaten yenice bi eve çıkmıştım. Huzurlu bi ev, huzur veren bi sevgili ve herkesin isteyip de bulamadığı dağ gibi sağlam bi ailem var. O an böyle şansım için şükretmiyordum ama. Kendime gitmemek için bahaneler buluyordum. Patronum belki izin vermez bile dedim ama o da verdi.

Şaka maka öğrenciyim şimdi. Çok yırtındım yılda 14-15 sınava girdiğim dönemde olamadım. Şimdi istemeye istemeye öğrenci oldum. Ayrı kaldım diye baya huysuzluk çıkarttım çocua ama saolsun çekti beni. Şimdi saatin 11lerinde büyük penceremin önünde kahvaltı masamda Rabbimin bana lütfettikleri için şükrederken, ileride ailemle ve inşallah eşimle çok güzel günlerimin hayalini kurarken ne kadar doğru bi karar vermişim diyorum.

Denize kendinizi bıraktığınız gibi bırakın kendinizi hayata. Kaslarınızı gevşetin. Güneşe bakın. Sırtınızdan geçen minik dalgaların tadını çıkarın.
Ve sevdiklerinize hissettiklerinizi onların da bilmesini sağlayın.

Trt1 sunucuları gibi konuşmayı da kafanıza takmayın.
Mesela,
Hepinizi kucaklıyorum!

15 Mart 2011 Salı

Tesadüfler

Üniversitede bi sınıf arkadaşım Çin bi profesörle tanışıp, hayatının fırsatını yakaladığını düşünüp okulu bırakmıştı. Bu belediye çukuru gamzeli arkadaşımız Kutay, Çin'de yaşıyor halen. Bundan 5 sene önce yazın ortaköyde arabanın içinden Kutayı ve sevgilisini görmüştüm ben.


Geçen senede itünün seminerlerine katılmıştım. Hafta boyunca tüm seminerlere katıldığım için dernek başkanıyla bikaç sohbetimiz olmuştu ve arkadaş olmuştuk. Sonra uzaklaştık tabi. Bikaç ay önce dans ayakkabıları yapan bi ayakkabıcıda gördüm çocuu, iyi mi.


8 ay kadar önce de canım dostum, çocukluk arkadaşım Şeymayla kumpir yemee gitmiştik ortaköye. Ben İstanbulda yaşamıyordum o zaman. Ama işte illa her gelişimde bi tanıdık görücem ya, farz olmuş. 'Hem Şeymanın hem benim arkadaşımız olan yeryüzündeki tek insan' Sena'yı bıdır bıdır şikayetlenen sesini tanımak suretiyle önümüzden geçerken görmüştük. Efendim, kedi işemiş hanımın şortuna. Sanki tanıdığı birini hatta iki tanıdığını birden görmesi çok normalmiş gibi 'Kedi işedi yaae' demişti. Ben işte Senayla birlikte kaybettim zaten gördüğüm insanlara şaşırma duygumu.


Sonunda bu şehre taşındım da ben de rahat ettim o da. Böylece ayda 2 tanıdık birden gösterebiliyor bana. Birgün de taksimde arkadaşına koşup sarıldığını görmüştüm, Bursa'dan tanıdığım bi kız arkadaşımın. Slowmotion gibiydi. Hem Türk filmi tadında hem tuhaf bi olay olması babında..
Sondan bi önce gördüüm adamı da görebileceğim, yıllarca düşünsem aklıma gelmezdi. İsteseydim yıllarca oturup düşünebilirdim. Çünkü 6 sene geçmişti son görüşmemizin üstünden.. Ablamın arkadaşının arkadaş grubundandı çocuk. Ben lisedeydim. Tatillerde fln İstanbul'a geldikçe görüşürdük hep beraber. Bu arada bu çocuk benim kasıtlı olarak üzdüğüm tek insandır. Ama taksimde metroda görünce gözlerime inanamadım. O şokla (henüz Sena kadar olamadım) adını haykırdım çocuun suratına. Çünkü öyle tuhaftı ki, daha beş dk önce taksimin merdivenlerine bakıp 'Şu merdivenlerde zıplaya zıplaya otobüs bekliyorduk, ne de souktu. Ne de yabancıydı bana bu şehir. Nerdeeen nereye' demiştim o gruptaki arkadaşlarımı hatırlayıp. Durdu baktı çocuk. O aynen duruyo 6 senedir ama ben evrim üstüne evrim geçirmişim. Tanıdı tanıcak ama. Hatırlayamadım ya dedi. İyi bakalım hatırlarsın dedim yürüdüm gittim. E be kadın. Madem konuşmıcaksın niye tanıdığını belli ediyorsun. Madem adını söyledin bi kere, tanıt kendini. Yok ben nasılsa herkesi görebilen bi insanım ya. Kassam görürüm len bi daha diye düşündüm heralde.


Son olarak.. Pazar günü abimi görmeye tüyap fuarına gitmiştim. Burdaan beylikdüzüne. Ve Kütahyadaan da Beylikdüzüne gelenler varmış. Liseden sınıf arkadaşım Özgür. En yakın erkek arkadaşımdı bi zamanlar. Çok severdim. Hala bile gördüüm anda lisedeki halime dönüp zıplamaya fln başlarım. En son üniversite döneminde yolda görmüştüm. O kadar sevindim ki gördüüme utanmasam ağlardım.
Çok değişik bi duygu yaşadığım. Senelerdir burada yaşayan insanlar hiçbi arkadaşlarını göremezlerken ben komşularımızın meydanda görüp 'Betüüül' diye seslendiği bi tip oldum çıktım. Bazen bu şehir bana bişey demeye çalışıyo, evrenin bi işareti bu duygusuna kapılıyorum ama gördüğüm insanların birbirleriyle hiçbi bağlantısı yok.

Ne demek istiyorsun bana İstanbul? Neyim var benim?