Çok deil iki post kadar önce akvaryumumdan bahsetmiştim sizlere. Bakın akıbeti ne oldu...
*Bütün balıklarımıza kardeşlerimizin ismini verirken istemeden aldığım iki parlak balığa fosforlu cevriye ismini takmıştım. Ve diğer balıklarla çok uyumlu yaşamadıklarını gözlemlediğim için devamlı onları birine vermeliyiz diye söylenip durdum.
*İş yerimdeki akvaryum tuzlu su akvaryumu çıktı. Fosforlu cevriyeleri oraya sıpıtma hayalimde suya düşmüştü. Ve evet yavru deniz yıldızını bardakta eve taşıdım. Ama yaşayabilirdi de belki yani!?

*Fosforlu cevriyelerden bi tanesi devamlı papağan balıklarıma saldırmaya başlamışlardı. Onları akvaryumcumuza geri götürmeye kararlıydık ki araya bayram tatili girdi.
*Sevgilimle nası yem veririz? Nası eve giriceksin? Aiy anahtarını mı kaybettin? vs düşünürken anahtar bulundu. Bayramın 2.günü haftalık yem atmak için gelen sevgilim bir de ne görsün? Cevriyeler birbirlerini eş tutmuşlardı ve yüzlerce yavru balığımız olmuştu.

*O kıl kuyruk balıklar bizim için öyle anlamlıydı ki.. Akvaryumcuda aynı balıklar belki aylarca yan yanalardı ama birbirlerini keşfetmemişlerdi. Zor eş tutan bi balık türüymüş mücevher cikledler (yavru verince saygı duymaya başlamış türünü öğrenmiştim) ve her ay yüz tane yavru verirlermiş. En güzeli de çocuklarını asla yememeleri.
*Hiç akvaryum tecrübesi olmayan iki insandık. Ve çocuk sevincini hemen atlatıp çözümler düşünmeye başladık. Rafyayı ince ince bölüp su üstüne koyunca böcek balıklar onun içine saklanırmış. Bayram günü sevgilim pastaneye koştu rafya aldı. O esnada bi müşteri plastik otları su dibine yerleştirmenin de iyi olacağını söylemiş. Hemen 63478 tane de plastik kare otlardan almış. Ama biz o kadar toy bi anne-babayız ki o bikaç saatte bütün yavrular yenilecekmiş, açlıktan ölecekmiş gibi panik yapıyoruz. Tüm bu çözümleri özenle akvaryuma uyguladı sevgilim. Bende bu esnada tam bi bayan gibi "Bu çocuktan iyi bi baba olur he" diye düşünmedim deil.
*Bayramdan sonra eve döndüğümde koşa koşa balıklarıma baktım. Her yavru balık gibiydiler. Önemsemeden bakıp geçtiğim, gördüğüm yerleri bile unuttuum şekildeydi böcek balıklar. Ama bizimdiler. Başladım ağlamaya. Yaşların arasından da saymaya çalışıyorum hergeleleri ama analarına çekmişler fıydır fıydırlar.
*Baba balık çok agresifleşince ve insan üretimi olan papağan balıkların dourganmamalığı onlara olan saygımızı kaybettirince diğer tüm balıkları toplayıp götürdük eminönüne. 5 papağan cikled, 1 sarı prenses ve 1 vatos. Sevgilim dedi ki balıkların dourduunu söylemeyelim. Akvaryumcuya dedik ki bunlar beraber yaşayamadı. Küçük bi ayrıntı; geri vermeye çalıştığımız tüm balıklar bikaç gün boyunca yavruluğa(!) konuldukları ve şiddete maruz kaldıkları için bi tuhaf olmuşlardı. Kuyrukları eksik bu balıkları akvaryumcu almak istemedi. Elimizde vicdan azabımız ve balıklarımız yağmurlu bi akşamda ortada kaldık. Eşi dostu herkesi aradık. En sonunda başka bi akvaryumcu aklımıza geldi. Balıkları verdik ve dip temizleme motoru, yavruluk küpü aldık döndük 102 balıklı yuvamıza.
*Gel zaman git zaman, biz iyi kıvırdık bu işi. Böcek balıkların ayrı bi yemi bile varmış. Birgün bu anne-babalık aşkıyla akvaryumu temizlemeye koyulduk. O an kafamız çalışmadı ve ısıtıcıyı suya deydirince camının patlayacağını düşünemedik. Minik yavrularımız tam 24 saat ısıtıcısız suda yaşamalıydılar. Başka hiçbir yol yoktu. Küçük ikinci ayrıntı; kazan dairemizdeki yangın nedeniyle o günlerde ev de ısınmıyordu ve biz bile titreyerek yaşıyorduk evde. Baba sevgili akıl edip su içindeki lambamızı yakmıştı ama ben işe giderken onu da kapamıştım. Sanki düşmandım böcek balıklarıma Yarabbii! Akşam eve döndüm. Bütün balıklar bembeyaz olmuşlardı. Böcek balıklar yerde yatıyor ve çok nadir kıpırdıyorlardı. Ve benim panik atak krizine girmem kaçınılmazdı..
*Harika çelik bi ısıtıcı almıştı sevgilim ve benim akvaryum camına yapışmış kuş gibi çırpınan halimi önemsemeden itinayla taktı. Balıklar ani ısınınca ölürler mi? Yavaş yavaş mı ısıtsak? Allaam ben kötü bi anne mi olurum ya? gibi milyarlarca sorumu öteleyip sadece izledim. Minik minik kıpırdanıyorlardı. O gün yeniden doğdular benim için..
*Şimdi -bana göre- kocaman oldular. Bazıları babalarına benzeyip çakal oldular ve hepsinden çok yem yiyorlar. Göbüşleri bile var salakların. Bi tanesi zikzak şekilli oldu ve yüzerkende zor dengeyi buluyor. Şükür ki hiçbi balığımız ölmedi. Fakat hala sayıları bilinmiyor :)


1 İz bırakanlar:
Onların hayatta kalmaları için büyük mücadele vermiş olmanızı yazılarınızın her bir satırından hissettim, hissetmemek mümkün değil. Çok şanslıymış minikler her ne kadar sayısını tam olarak bilmeseniz de ebeveynleri olarak 100ü aşkın toruna sahipsiniz :D sizin adınıza çok ama çok sevindim. Harika birer ebeveyn olduğunuzu o miniklerin göbüşlerinin çıkmasını sağlamakla da başardığınızı düşünüyorum. Suda yüzdüklerini gördüğünüzde
Yorum Gönder