30 Mayıs 2012 Çarşamba

Kalan Sağlar Bizimdir

Yıllardır televizyon izlemiyorum. Evimizdeki kanallar da bozuldu zaten. Teknik servis bile çağırmıyoruz umrumuzda olmadığı için. Ben diziciyim.

'Keyif yapmak' terimi benim için dostlarla kahve içmek değil. Kimsede ölmedi benimle kahve içmek için. Keyif çayı diye bi kavramı hele hiç bilmem. Zaten yanında bişey yemiyorsan çay neden içilir anlamıyorum. Keyif yapmak benim lugatımda tek başıma dizi izlemek. Tıkınacak üç beş şey olsun önümde, açayım dizimi de benden mutlusu yok. Ama şu iki gıdım huzuru bile yakalayamaz oldum!

4400, Lost room ve 100 questions gibi harika dizileri yarısında yayından kaldırdılar. Prison, Lost, Dr.House bitti. Revenge ve Ringer'ı keşfettik geçenlerde. Revenge uyuz uyuz bi sezonu bitiremedi. Yüz tane senarist, tek işleri dizideki kızı neler beklesin sorusunu düşünmek. Onu bile beceremiyorlar 7 günde. Ringerdan gına geldi artık kimse ölmeden etmeden ekşın yaratmaya çalışıyorlar. Azıcık öldürürsün karakterleri şöyle önemsizlerinden bir iki. Böyle dizi olmaz! Once Upon A Time harika bir fantastik dizi. Dr.House'tan Cameron oynuyo diye başlamıştım. Ama oda iğrenç bi final yaptı. Yinede izlicez 2.sezon başlayınca napalım..

Big bang theory'e başladığım zamanı hatırlıyorum. 5 sezonluk harika bir diziyi 5.sezonunda keşfetmek müthisti! Yüzlerce bölüm vardı her akşam 5-6 bölüm izliyordum. Ama onuda yedim bitirdim işte!

How i met your mother'ı izliyorum 7 sezondur. Robin'in yatmadığı karakter kalmamasına rağmen hiç bıkmadım henüz.


Awake hastasıyım! Alcatraz benim nezdimde çok zayıf bi dizi. Two and a half man'de Ashton Kutcher'ın ne işi var? Dexter fazla psişik işi. Desperate Housewives'ın Türk versiyonu çıkınca tiğsindim. Entourage'in konusu zayıf. Suburgatory içimi kuruttu. Lie to me ilgi çekici konusu itibariyle ama her bölüm agızdan yüzden bi mimikle sonuca gelmeleri bir süre sonra sıkıyor. Monk güzel ama çok obsesifliğe itiyor insanı. Yinede diş fırçamı sıcak sulu bardakta bekleterek temizleme alışkanlığımı ordan kazandım hakkını yememek lazım. Touch yeni ve güzel konulu bir dizi. Ama 11 yıldır babasına sarılmayan çocuk ilk bölümün sonunda şeytan dürtmüş gibi sarıldı ya bi soğukluk geldi. Bişey umamadım diğer bölümlerden.

Bide bu nikitalar çikitalar neden var hiç anlamıyorum. Açık dizi açıp izlicek adam bi bölüm izler kapatır. Kimse haftalarca göt göbek takipçisi olmaz. Aynı göt aynı göbek bide nihayetinde. Aç birinci bölümü gör. Ne bekliceksin sezon sezon..

Flash forward, Fringe, Gossip girl, Heroes.. Neden izlemeyi kestiğimi anlayamadığım içime sinmeyen dizilerden birkaçı. Sadece bir bölümünü izleyip bıraktığım dizileriyse hatırlayamıyorum şu an.

Yalnız Dr.House'un bitişi ve sezon sonlarının gelmesiyle bende bir dizi arayışı başladı tekrardan. Ya bu House ne izliyordu dizide habire diye düşündüm düşündüm. Doctor'lı bişeydi dedim Doctor who'yu açtım oturdum. O nası bi dizidir?! O ne saçma sapan bir kurgu konu kıyafet makyaj. 5 sezondur devam ediyormuş dedim herkes hata yapabilir dedim. 2.bölümü de açtım. Bütün keyif yapma hayallerim abur cuburlarım zehir oldu bana. Parmaamı çıkarmıştım zaten geçen hafta. Koca evin temizliğini, dağ gibi ütümü fln yaptım o parmakla da o an keyfim bozulunca bi ağrıdı bi ağrıdı kopasıca parmak.

Başka bi hobi edinicem!

Bu yazının Vol.1 ve Vol.2'sini okuduunuzu varsayarak devam ediyorum. Vol.3 hiçbi zaman olmayacak sanmıştınız değil mi? Ben bile kendimden beklemiyordum artık tanıdık görmeyi..


Kütahyada eskiden aile dostumuz olan bir ailenin oğlunu,iş yerimin yanındaki benzin istasyonunun restoranında gördüm. Çocukla tam ciddi bir iş yemeğinin ortasında ağzına götürdüğü makarnasının yarısı ağzının dışında kalmışken göz göze geldik. Pek hoşlaştığım bi insan değildi. Ablasını da sevmezdim zaten. Güzel oldu böyle salyalı görmem. Kendisinin bu yazıyı okuma ihtimali de var ama tedirgin değilim. Benim anneme yaltaklandıklarına, ablamı üzdüklerine saysınlar.



Vol.3 çok baharatlı oldu çocuklar bu defa. İkinci gördüğüm insan da eski erkek arkadaşımdı. İnsan diyorum, tamamen hanımefendiliğimden :) İki farklı şehirde yaşayan insanların üçüncü farklı bir şehrin metrobüsünde karşılaşma olasılıkları kaç bilmiyorum. Aynı insan yağmurlu bir günde otobüste hizamdaki koltuklardan birine oturmak suretiyle de beni gerdi. Yeryüzünde en son rastlamak isteyeceğim insanlardan birini 12 milyonluk şehirde ikinci kez gördüm.



Bu gördüğüm iki insanı da -hanımefendilik- eklersem toplam 12 insan görmüş oluyorum.






Yine de abimin tesadüfünü geçemez hiçbir tesadüfüm. Yorumu okumamış olanlar için paylaşıyorum;


"Tesadüfler vol 3.0 ; Dünya Rekoru...
Mart ayında Dubai'den dönerken havaalanında Afganistan'dan transit uçan Nato Mühendisi İsmail Bey'le tanışmıştık. Tam check-in gişelerinin 3. sırasında, köşede. Aradan 3 aydan fazla zaman geçti. Dün gece Dubai Havaalanında check-in kontuarının 3. sırası köşede, aynı noktada, aynı kıyafet, aynı bavulla buldum İsmail Bey'i. Samimi olsam "iso sen daha buralarda mısın, nerdeyse 4 ay olacak, git artık eve yav" derdim :) Tesadüfte yeni boyut! Enteresan olan o günden sonra o da ben de ilk kez Dubai'deydik. Yani ne adam ne de ben allahın günü kullanmıyoruz bu güzergahı. Hadi İstanbul dış hatlar gidiş olsa, bir nebze anlardım :)

Son bombamı patlatıyorum;

Chek-in gişesine yürürken senin bu teadüflerin nasıl olabileceğini düşünüyordum..."

Kaç yüzyıldır yazmadıysam artık, blogger'ı değiştirmişler. 'Bloğumuza kaç tık aldığımız'la başlayan sayfanın karmaşasında yeni yazı yazma butonunu aradım durdum.

Şükür kavuşturana..

Öyle çok özledim ki yazmayı. Bana benzeyen insanlar bulma umuduyla üniversite son sınıfta dgs sınavını kazanamamamla başlamıştım yazmaya. O zaman bu zaman aynı olan tek şey Dr.House dizisidir. Ve o da biraz önce bitti.

Bazı şeyler hiç değişmemeli bence. Bikaç geleneğin bozulmamasını talep edebilmeliyiz. Bikaç kişiyi hayatımızda tutabilmeliyiz. Asla terketmemeliler bizi. Bikaç eşyamın ömrünün benimki kadar uzun olmasını isteyebilmeliyim mesela. Bikaç diziyi bari hayatta tutabilmeliyiz. Bu kadar değişiklik çok büyük bi karmaşayı oluşturuyor. Güvensizlik hissi veriyor. Sizi bilmem ağır geliyor bana. Yalan aslında, sizi de bilebilirim. Hiç zorlanmazsınız. Hiç şaşırmazsınız. Rahatça değişikliklere alışırsınız. Hepinizin güvendiği bir iki, güvenmeyip de yanında tuttuğu binlerce insanı var. Korunursunuz, korursunuz. Nerede vermeyi bırakmanız gerektiğini bilirsiniz. Kendinizi iyi ifade edersiniz. Doğrularınız ve 'hayır' dedikleriniz var. Benimse bir duvarım yok. Dört yanım tehlikelere açıkmış gibi hissederim çoğu zaman. O bişeyler değişmeyebilse kendimi onlara adayacağım. İnsan, hayvan hatta eşya da olur. Bu yüzden odamın her tarafı eski kokuyor. Hep saklıyorum anılarımı. Mantar panomda bişeyleri hatırlatacak yazılar var. Geçmişte var olmuş olmalılar ki gelecekte güvenebileyim. Kartlarımı saklarım sonra. Lisede staj yaptğım şirketten, okulu temsilen gittiğim geziden, kariyer seminerlerinden.. Her yerden Betüller var. Güzel olan her anımı gözüme sokuyorum odamın dağınık gözükmesi pahasına. Yinede yalnız hissediyorum kendimi. Ve yinede hiç çaktırmıyorum. Bigün bi arkadaşım devamlı gülüyor olmamın sinir bozucu oldugunu söylemişti. Haklı sanırım. Şu içinde hüzün barındıran tiplerin dışarıya gülmelerinin son bulmasını diliyorum.


Yazının arasında da sevgilim aradı. 8 senelik dizim bitti dedim. Moralin bozuktur şimdi senin dedi başladım ağlamaya. Aşkım nolcak ya sana dizimi yok dedi. Sorun o ya zaten. Herşey geçiyor değişiyor. Tat aldıklarımızın kıymeti kalmıyor. Evet ağlarım dizim bitti diye. Böyleyim ben napiim.